ABD Afganistan’ı Taliban’a niçin bıraktı?

Afganistan’ın Taliban’a bırakılmasıyla bu ülke ABD stratejisinde, artık bütün Orta Asya, Kafkasya ve İran’a doğru cihatçı ihraç eden bir ülke gibi düşünülmektedir. Zamanla oluşacak bu “terör deposu” bir yandan İran, Rusya ve Çin’i tehdit ederken, bu devletleri de savaşa sürükleyebilir

ABD Afganistan’ı Taliban’a niçin bıraktı?

Kemal Erdem
ABD’nin Afganistan’dan çekilme biçiminin tuhaflığı, ister istemez dünya siyasetinde birçok spekülasyona yol açmıştır. Geri çekilirken birçok askeri ekipmanın Taliban’a bırakılması ve IŞİD-Horasan’ın birden bire ortaya çıkışı gibi olaylar, ister istemez ABD’nin yeni bir stratejik plan peşinde olduğu izlenimini vermektedir. Bütün mesele bu planın ne olduğunu deşifre etmektir.

ABD’nin nasıl bir gizli stratejik plana sahip olduğunun deşifre edilebilmesi ancak ABD’nin son yirmi yıllık siyasetinin doğru analizine ve bu siyasette Demokratlar ile Cumhuriyetçiler’in nasıl farklı politik doktrinlere sahip olduklarına, aralarındaki güç ilişkilerinin yapısına ve karşılıklı olarak birbirlerine ne dereceye kadar bağımlı olduklarına ve de beraber hareket etme yeti ile kapasitelerinin doğru analizine bağlıdır. Bu konuları başka makalelerde ele aldığımız için burada tekrar etmeye gerek yoktur. Sadece ABD siyasetinde bazı politik belirlenimler yapıp, bunların dış politik vektörlerinin yapısını tahmin etmeye çalışacağız.

Trump’ın çok net bir İran, Ortadoğu ve Çin politikası mevcuttu. Bu politika aynı zamanda Obama döneminin yanlış analiz ve çıkarımlarını da yok eden ama acımasız ve yeni bir dünya savaşının fitilini ateşleyebilecek bir politika üzerine oturuyordu. Belki de bu riskten dolayıdır ki, Demokratlar bu politikadan uzak duruyorlardı. Zaten böyle bir politikayı Trump gibi faşist ve otoriter bir lider uygulayabilirdi. Trump’ın bu saldırgan dış politikası aslında aynı zamanda ABD iç politikasını da faşizm yörüngesinde bir değiştirme hamlesiydi.

Trump’ın politikası, Demokratlar’dan farklı olarak Rusya’dan önce Çin’in hedeflenmesini, İran rejimi yıkılırken ve bu politikanın yan ürünü olarak da Suriye rejimi yıkılırken, Çin’in de etrafının çevrilmesini ve kuşatılmasını öngörüyordu. İran rejiminin yıkılması sırasında Türkiye’nin tarafsız hale getirilmesi için, Suriye rejiminin Türkiye önderliğinde yıkılmasına yeşil ışık yakılarak ve bu temelde Rusya ile savaş için desteklenerek ve de bu politikaya Avrupa’nın da desteğinin sağlanacağı bir politik çerçeve oluşturulmaya çalışılıyordu. ABD, İngiltere ve İsrail’in kıta Avrupa’ ülkeleri, Türkiye ile birlikte Suriye rejiminin yıkılması için bastıracak ve Rusya Suriye’de çakılı tutularak İran’a yardıma gelmesi engellenerek aynı anda İran ve Suriye rejimleri yıkılarak Rusya ve Çin boşa düşürülecekti. Türkiye ve Avrupa ülkeleri Suriye ve Rusya ile uğraşırken elbette ABD, İngiltere, İsrail de bu politikaya destek verecekler dışarıdan ama bu sonuncuları bu zaman zarfında daha çok İran rejimini devirmek için uğraşacaklardı. Irak’ta Sünnilerin ayağa kaldırılmaları, bütün cihatçıların tek bir cephede toplanması, YPG’nin silahlandırılması ve Afganistan’ın bir anlaşmayla Taliban’a bırakılarak, İran’ın Doğu cephesinde de tehdit edilmesi bu yeni stratejinin ürünleriydi. Elbette bunlara İran iç muhalefetinin desteklenmesi gibi gelişmeler de eklenmelidir.

Afganistan’ın Taliban’a bırakılmasıyla bu ülke ABD stratejisinde, artık bütün Orta Asya, Kafkasya ve İran’a doğru cihatçı ihraç eden bir ülke gibi düşünülmektedir. Zamanla oluşacak bu “terör deposu” bir yandan İran, Rusya ve Çin’i tehdit ederken, bu devletleri de savaşa sürükleyebilir. Özellikle İran, Afganistan’dan gelecek sızmalar karşısında ve oranın bir “terör üssü”ne dönüşmesi karşısında müdahale de edebilir. Bu çok hassas olan İran iç politikasını daha da kırılgan hale getirebilir.

Eğer Trump ikinci defa Başkan seçilseydi, bu politikasını daha da ileri götürecekti ve bir dünya savaşının fitilini çekecekti. Ancak bu tehlike geçmiş değildir ve Biden da ABD iç politikasındaki kilitlenmeden dolayı Trump’ın yolunda yürüyebilir. Zaten bazı politik göstergeler Biden’ın Trump’ın bazı politikalarını devraldığını göstermektedir. ABD’de Demokrat Parti önce Rusya politikasından önce Çin politikasına geçmiş gibi görünmektedir; Afganistan’ın Taliban’a bırakılması politikasının devam ettirilmesi de İran’ın çevrelenmesi politikasının devamı gibi durmaktadır. Biden’ın Erdoğan karşısındaki ikircikli tutumu da, eğer Türkiye ABD’nin bölge politikasına stratejik olarak angaje olursa, Erdoğan’ın iç politikada elinin kolunun serbest kalabileceği ve ABD’nin buna ses çıkarmayacağı mesajını da içermektedir. Bütün bu politik göstergeler, Biden’ın Trump döneminin bazı politikalarını izleyeceği anlamına gelmektedir.

Yine Afganistan meselesine dönersek, Afganistan’ın ABD tarafından Taliban’a bir anlaşmayla bırakıldığının en açık göstergesi, IŞİD -Horasan örgütünün birden bire ortaya çıkması ve ABD politikalarını destekleyici hamlelerde bulunmasıdır. Suriye iç savaşının başlarında bu örgütün aniden ortaya çıkarak, Batı’ya yarayan bazı hamleler yapması gibi, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sırasında da aynı hamleler yapılmış ve bu örgüt ortaya çıkartılarak Taliban’ın iktidara gelmesinin adeta önü açılmıştır. Nasıl Rojava’da IŞİD saldırtılarak YPG/PYD’nin meşrulaşması ama aynı anda bu harekete de çengel atılması sağlanmışsa, Afganistan’da da bunun başka bir versiyonu pratiğe geçirilmiştir. IŞİD-H bir yandan Taliban’ın meşrulaşması öte yandan da Taliban üzerinde baskı aracıdır.

Her halükarda Afganistan’ın Taliban’a bırakılması, ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu ve Orta Asya üzerindeki politik emellerinin bir parçası gibi durmaktadır ve önümüzdeki yıllarda hiç kuşkusuz bu politikanın sonuçlarıyla somut olarak karşılaşacağız.