ABD’DE YAPILACAK OLAN DEMOKRASİ ZİRVESİNE ANKARA NEDEN ÇAĞRILMADI

9-10 Aralık 2021 tarihinde ABD’den Başkan Biden davetiyle 100 ülkeyi aşkın devlet ve sivil toplum kuruluşların temsilcilerinin katılacağı ‘Uluslararası Demokrasi Zirvesi’ yapılacak

ABD’DE YAPILACAK OLAN DEMOKRASİ ZİRVESİNE ANKARA NEDEN ÇAĞRILMADI

Dr.Mustafa Peköz
9-10 Aralık 2021 tarihinde ABD’den Başkan Biden davetiyle 100 ülkeyi aşkın devlet ve sivil toplum kuruluşların temsilcilerinin katılacağı ‘Uluslararası Demokrasi Zirvesi’ yapılacak

Demokrasi Zirvesi’nin ABD’nin iç dinamikleriyle ilişkisi

ABD seçimlerinden sonra ortaya çıkan politik kaos ve özellikle Trump’ın çağrısıyla Kongrenin basılması ve sonrası gelişmeler. Trmup’ın seçim sonuçlarını tanımayarak başlattığı süreç ve özellikle kurumsal yapıları tasfiye girişimi, ABD’nin politik geleceğini etkileyen önemli bir faktör oldu. Trump hem uluslar arası ilişkilerde belirlediği strateji hem de iç politikada uyguladığı ABD’yi çok yönlü krizlerin içine soktu. Küresel dengeleri sağlayan uluslar arası kurumlara karşı tutum aldı. Birleşmiş Milletler, NATO ve AB gibi stratejik kurumlarla ilişkileri en alt düzeye indirdi. ABD’nin küresel liderlik rolünü sonlandırma ve uluslar arası ilişkileri terk etme, Rusya ve Çin’e karşı nispi ekonomik tedbirler alma ama esastan bu iki ülkeyle ilişkileri geliştirme politikasını benimsedi. Yani küresel ilişkilerde demokratik değerlerin geliştiği ülkelerle ilişkilerini sınırlamayı tersine otoriter rejimlerle ilişki kurmayı esas alan bir politika izledi. ABD’yi daha çok içe kapatarak iktidar gücünü ona göre yeniden şekillendirmek istedi.

ABD’nin iç politikasında gerilim ve saflaşmanın bu düzeyde yaşandığı bir başka dönem olmadı. Hem kurumsal yapıları etkisizleştirme hem de kişisel etki alanını arttırmak için özel bir çaba içerisinde oldu. Seçimlerin ertelenmesi niyetini belli etti ama karşılık bulmadı. Sonra yapılan seçim sonuçlarını tanımadı. Seçimlerin iptali için kurumlara açık baskı yaptı. Yine destek göremedi. İç politik krizi derinleştirmek için  attığı adımlar karşılığını bulamadı. Örneğin ABD ordusu ‘anayasaya, kurumlara ve demokrasiye bağlılığı’ olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Cumhuriyetçiler dahil olmak üzere Kongre ve Senato, seçim sonuçlarının meşru olduğunu açıkladı. Turmp’ın atadığı Adalet Bakanı’nın dahi seçimlerin iptal edilmeyeceğini kamuoyuna duyurdu. Beyaz Saray Bürokrasisinin kadroları Trmup’a tutum alarak istifaya yöneldiler. Böylelikle Trmup ve kendisine çok yakın olan dar bir çevrenin yaratmak istediği kaos ortamını engelledi. Bütün bunlara rağmen Trump’ın açık çağrısıyla binlerce kişi seçim sonuçlarının tescilini engellemek için Kongre’yi bastı. İnsanlar yaşamını yetirdi. Bütün bunların başında Trmup bulunuyordu. ABD’de seçimler engellenmiş olsaydı hem ABD içerisinde bir iç savaş düzeyinde bir çatışma süreci başlayacaktı hem de dünya yeni bir krize girecekti. Bir başka ifadeyle dünya genelinde ‘otoriter’ rejimlerin çok daha güçlenmesine ve insan hakları, demokrasi, özgürlükler gibi temel unsurlar hızla terk edilecekti. Biden, ‘Demokrasi Zirvesi’  ile ABD’nin nispeten bozulan iç dinamiklerini yeniden tamir etme ve içte Trump gibi otoriter rejimlere özenenlere karşı açık bir politik hamle yapmak istiyor. Çünkü bu eğilimin ABD’de ciddi bir karşılığı olduğu çok açıktır.

ABD’nin küresel dünyadaki temsilcileri olan ve küresel dünya düzenini koruma sorumluluğu olan Ordu, CİA, Dışişleri gibi kurumlar, bugünkü politik dengelerde küresel kurumsal değerlerin önemine dikkat çekmeleri nedeniyle Trmup gibi ‘otoriter’ yönetimlere özenenlere izin verilmedi. Biden’in Domokrasi Zirvesi’ ABD’nin  kurumsal yapılarının ve iç dinamiklerin güçlendirilmesi için önemli bir mesaj içeriyor.  Biden, “Demokrasi kendiliğinden var olmaz. Onu savunmalı, onun için savaşmalı, demokrasiyi güçlendirmeli ve yenilemeliyiz”  açıklaması iç kamuoyuna önemli bir mesajdır.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Uzra Zeya da medya kuruluşlarından gazetecilerin katıldığı telefon konferansında zirveye katılma ilkelerini belirlerken: “Otokrat yönetimlerin halkın hür idaresini yansıtan seçimlere müdahaleleri, yargı bağımsızlığını baltalayan adımları, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini, kaygı verici gelişmelere” dikkat çekti. Zeya aynı zamanda “yolsuzluklara bulaşan aktörler kamu kaynaklarından çaldılar, demokratik yönetimin daha iyi bir gelecek tesis edeceğine olan güveni de erozyona uğrattılar”  değerlendirmesini yaptı. Biden ve Zeya’nın Demokrasi Zirvesinin yapılmasına ilişkin yaptıkları değerlendirmeler hem ABD’nin iç dinamiklerinde hem de uluslararası ilişkilerde özellikle otoriter rejimlere yönelik temel yaklaşımını ortaya koymuş oldu.

Demokrasi Zirvesinin Uluslar arası Yansıması

Konferansın ikinci önemli yanı ABD’nin uluslar arası ilişkilere bakış açısının ne olduğuna dair verilmek istenen mesajdır. Zeya, kimlerin davet edildiğini açıklarken şu vurguları yaptı: “Belirli davetliler ile ilgili yorum yapma konumunda değilim. Ancak stratejimiz ve yaklaşımımızın arkasındaki mantığı anlatmaktan memnuniyet duyarım… ABD, bazıları gelişmekte olan, bazıları ise güçlü demokrasilere sahip, yaptıkları taahhütler ve sergiledikleri ilerlemeyle daha adil ve barışçıl bir dünyaya ulaşmamıza katkı sağlayan çeşitli ülkeleri davet ediyor.” Bu tanımlamada görüleceği üzere yeni ABD yönetimi, önümüzdeki yıllarda  ‘otoriter’ rejimlerle ‘demokratik’ rejimler arasında bir saflaşmaya ön ayak olacağına dikkat çekiyor. Zeya,  zirvenin küresel çapta “demokratik yenilenmeyi” hedefleyeceğine dikkat çekti. Konferansın örgütlenmesinde görev alan ABD’li üst düzey bir yetkili ise zirvenin amacını şöyle açıklıyor: “Bu gerileme ancak, fikirdaş demokrasilerin bir araya gelerek, kolektif bir şekilde hareket etmeleriyle tersine çevrilebilir.”

Demokrasi ve Otoriter saflaşması, devlet edilen ve edilmeyenler listesine yansıdı. Demokrasilerini geliştirme eğiliminde olan ülkeler olarak görülen ‘Filipinler, Polonya, İsrail ve Irak gibi ülkeler’ zirveye davet edilenler arasında yer alıyor. Vietnam, Tayland, Mısır, İran, Rusya ve Çin gibi ülkeler de zirveye davet edilmemeleri anlaşılır bir durum. Ancak otoriterleşen ülkeler kategorisinde görülen ABD’nin NATO müttefiki olan Macaristan ve Türkiye’nin zirveye davet edilmemeleri en çok dikkat çeken ülkeler oldular.

 Türkiye Neden Davet Edilmedi

Washington/Biden yönetimi ile Ankara/Erdoğan yönetimi arasındaki  diplomatik-politik ilişkiler en alt seviyesinde yürüyor. Biden ile Erdoğan arasında yapılan iki görüşmenin de başka ülke topraklarında yapılmış olması Ankara-Washington’un birbirinden ne kadar uzak durduklarını gösteriyor.

Biden uluslar arası ilişkilerde kurumların gücüne ve önemine vurgu yaparak, kişisel ilişkiler üzerinden diplomatik-politik ilişkilerin belirlenemeyeceğinin mesajını verdi. Böylelikle Biden-Erdoğan ilişkisinin geçmişteki Trmup-Erdoğan ilişkisine benzemeyeceği çok net olarak ifade edildi.

Biden’in seçim sürecinde Türkiye’de ‘totaliter bir rejimin olduğunu, demokratik kuralların işletilmediğini’ birçok defa açıkladı. Biden, Trmup’a  karşı ‘burası ABD, Türkiye değildir. Burada demokrasi var’ biçimindeki değerlendirmesi aynı zamanda Ankara’daki iktidara bakış açısını ortaya koyuyordu. Ankara-Washington hattında  tansiyon düşürücü açıklamalara rağmen politik-diplomatik bir gerilim devam ediyor. Biden yönetimi, Ankara ile zorunlu devam eden ilişkiler dışında, politik olarak uzak durduğunun mesajlarını değişik boyutlarda gösteriyor.

AKP iktidarı, Türkiye’nin 9-10 Aralık Zirvesine davet edilmesi için yoğun bir diplomatik mesai yaptı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ve İbrahim Kalın’ın davet için devreye girdiği söyleniyor: Ancak Biden yönetiminin Ankara’nın bütün ısrarlarına rağmen bugüne kadar davet etmemiş olması açık bir mesaj olarak algılandı. Osman Kavala’nın tahliyesine ilişkin AİHM Kararlarının uygulanmamasına karşı, ABD’nin liderlik yaptığı 10 ülkenin Büyük Elçilerinin yapmış olduğu açıklama ve Erdoğan’ın gösterdiği tepki krizin boyutunu yansıtıyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün daha sonra yaptığı açıklamada ‘söylediklerinin arkasında olduklarını’ vurgusu sorunun devam ettiğini gösteriyor. Aynı şekilde Demirtaş davasında da AİHM Kararlarının uygulanmaması nedeniyle Ankara’ya yönelik artan eleştirilerin boyutu artık yaptırımlara dönüşmeye başladı. Kavala davası nedeniyle Avrupa Konseyi’nin Ankara yönelik bir kısım kararlar alıp uygulamaya koyacağı belirtiliyor.

Demokrasi Zirvesinin amacı; “Otoriterliğe karşı demokratik değerleri savunmak, Yolsuzlukla mücadele etmek ve İnsan haklarına saygıyı geliştirmek” olarak açıklanmış. Ankara’nın zirveye davet edilmemesinin gerekçeleri böyle özetleniyor.

Biden yönetimi, Irak’ı davet edip Türkiye’ye davet etmemesi bugünkü iktidarla ilişkilerin sürdürülemeyeceğinin mesajını da çok açık bir şekilde veriyor. Peki, Ankara, bu mesajı alıyor mu? Bilinmiyor!

Kaynak:kureselstrateji.org