Bahçeli’nin Türkiye–Rusya–Çin İttifakı Çağrısının Anlamı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemde yaptığı “Türkiye, Rusya ve Çin eksenli bir ittifaka yönelmelidir” çağrısı, yüzeyde Türkiye’nin Batı karşısında yeni bir jeopolitik yönelim arayışının ifadesi gibi görünmektedir. Ancak bu çağrının ardında, çok daha derin ve stratejik bir hesap yatmaktadır.
Bahçeli’nin Türkiye–Rusya–Çin İttifakı Çağrısının Anlamı
Kemal Erdem
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemde yaptığı “Türkiye, Rusya ve Çin eksenli bir ittifaka yönelmelidir” çağrısı, yüzeyde Türkiye’nin Batı karşısında yeni bir jeopolitik yönelim arayışının ifadesi gibi görünmektedir. Ancak bu çağrının ardında, çok daha derin ve stratejik bir hesap yatmaktadır.
Her şeyden önce, Erdoğan yönetimi zaten alttan alta Rusya ve Çin ile yakınlaşma stratejisini yürütmektedir. Enerji projeleri, ticaret anlaşmaları ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne göz kırpan diplomatik temaslar bunun somut örnekleridir. Dolayısıyla Bahçeli’nin çağrısı yeni bir öneriden çok, Erdoğan’ın halihazırda izlediği gizli yönelimin kamuoyunda deşifre edilmesidir.
Buradaki kritik nokta şudur: Bahçeli, Erdoğan’ın zımni olarak yürüttüğü bu süreci açıkça dillendirerek onu ABD ve Batılı müttefikleriyle daha keskin bir çatışmaya doğru sürüklemek istemektedir. Yani Bahçeli’nin çağrısı, aslında Erdoğan’ın önünü açan bir destek değil, tam tersine onu daha hızlı ve hazırlıksız biçimde Batı ile karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir taktiktir.
Bahçeli’nin bu türden taktikleri geçmişte de görülmüştür. PKK ile “Çözüm Süreci” döneminde benzer şekilde, istemediği bir süreci sanki destekliyormuş gibi görünerek aslında Erdoğan’ı zayıflatacak adımlara zorlamıştır. Kendisini Erdoğan’ın en sadık müttefiki gibi gösterirken, gerçekte onu rakipleriyle erken ve yıpratıcı bir çatışmaya sokmak Bahçeli’nin siyasi manevra biçimlerinden biridir.
Sonuç olarak, Bahçeli’nin bu çağrısı AKP ile MHP arasındaki ayrışmayı derinleştiren bir hamle niteliği taşımaktadır. Görünürde Türkiye’nin jeopolitik yönelimine dair bir öneri gibi dursa da, esasında Erdoğan’ı ABD ve müttefikleriyle daha şiddetli bir çatışmaya çekmeyi hedefleyen bir siyasi tuzaktır.
