Bir İhanetin Anatomisi-II
Lenin’in çok ünlü bir sözü vardır: Uçurumun kenarına sürüklenen insanlar bütün rasyonel düşünme yeteneğini kaybederler. Hitler’in intihar etmeden birkaç gün önce ve müttefik kuvvetler Berlin’e girdiği zaman bütün rasyonel düşünme yeteneğini kaybetmesi gibi CHP yönetimi de, AKP’nin yeni rejim inşasının kendilerini sürüklediği uçurumun kenarında aynı şekilde bütün rasyonel düşünme yeteneklerini kaybetti. AKP’nin “üstü örtülü içsavaş” ile ortaya çıkardığı faşist diktatörlük karşısında siyasi olarak ne yapacağını bilmeyen CHP yönetimi, giderek hayali işlere dalmaya başladı. Devletin bütün kurumları AKP ile müttefiklerinin eline geçerken ve rejim bu olanaklara dayanarak seçim sistemini de formaliteye çevirirken, CHP yönetimi seçimler aracılığıyla bir rejim değişikliği yapacağını sanacak kadar naif hale geldi. Bunun bir siyasi patinaj olduğu ve ileriye gidemeyen CHP’nin bir politik bozguna uğrayacağı belliydi.
Bir İhanetin Anatomisi-II
Kemal Erdem
CHP İçindeki Siyasi Kamplaşmanın Karakteri ve AKP Rejimi Karşısındaki Tutumları
Lenin’in çok ünlü bir sözü vardır: Uçurumun kenarına sürüklenen insanlar bütün rasyonel düşünme yeteneğini kaybederler. Hitler’in intihar etmeden birkaç gün önce ve müttefik kuvvetler Berlin’e girdiği zaman bütün rasyonel düşünme yeteneğini kaybetmesi gibi CHP yönetimi de, AKP’nin yeni rejim inşasının kendilerini sürüklediği uçurumun kenarında aynı şekilde bütün rasyonel düşünme yeteneklerini kaybetti.
AKP’nin “üstü örtülü içsavaş” ile ortaya çıkardığı faşist diktatörlük karşısında siyasi olarak ne yapacağını bilmeyen CHP yönetimi, giderek hayali işlere dalmaya başladı. Devletin bütün kurumları AKP ile müttefiklerinin eline geçerken ve rejim bu olanaklara dayanarak seçim sistemini de formaliteye çevirirken, CHP yönetimi seçimler aracılığıyla bir rejim değişikliği yapacağını sanacak kadar naif hale geldi. Bunun bir siyasi patinaj olduğu ve ileriye gidemeyen CHP’nin bir politik bozguna uğrayacağı belliydi.
CHP içerisindeki dört eğilim (Kılıçdaroğlu’cular, Özel’ciler, Mansur’cular ve İmamoğlu’cular) aslında ideolojik olarak AKP faşist rejimi karşısında iflas etmiş durumdadırlar. Başka bir ifade ile bu rejim ile nasıl başa çıkacaklarını bilememektedirler. Bundan dolayı hem kendilerini hem de halkı kandıran bir siyasi pratik içerisine girmişlerdir. Mevcut rejim, şiddet ile yasal politikanın birliğinden oluşan bir siyasi hareket tarzı ile yıkılması gerekirken, CHP içindeki klikler tamamen yasal ve bu temelde dar bir siyaset ile sonuca gitmek istemektediler ve bu durum da onları kontrol altında tutulan ve Özgür Özel örneğinde olduğu gibi rejimin kollarının partinin içine girmesine neden olan bir duruma yol açmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun düşmüş olduğu sıkıntılı durum, rejimin yanlış analiz edilmesi ve bu temelde yanlış bir siyasetin benimsenmesinden kaynaklanmaktadır. Mansur Yavaş zaten tecrit edilmiştir ve Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrar ederse onun da başına İmamoğlu’nun başına gelenler gelecektir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, rejimin gelmiş olduğu tarihsel düzey, bu liderlerin mücadele kapasiteleri ile doğalarını aşmaktadır. Hiçbiri ağır ve karmaşık bir mücadeleyi kaldıracak irade ve kapasiteye sahip değillerdir. Mücadelenin askeri yönü kendisini ivedilikle dayatırken, bu liderlerin “takım elbise” içerisinde siyaset yapmaları tuhaftan da öte bir durumdur. Bu da onları süreç içerisinde samimiyetsiz ve vurdum duymaz bir yapıya sokmaktadır. Çünkü yapacakları başka birşey yoktur! Ellerinden başka birşey gelmediğini halka söylemek istemezler. Çünkü bu açık bir yenilgi anlamına gelir. Bütün gürültü ve patırtıya karşın, rejime iliştirilmiş bir muhalefete dönüşmüşlerdir, ki Erdoğan da onların bu “muhalifliği”ni rejiminin demokratik süsü olarak kullanmaktadır.
CHP’yi KCK ile karşılaştırmak dahi bazı şeyleri anlamak açısından önemlidir. Bugün Erdoğan CHP’yi ele geçirmesine karşın, en çok da KCK’den korkmaktadır. Çünkü bu hareket, yasal siyaset ile şiddet aracını siyaseten büyük bir ustalıkla birleştirmekte ve Erdoğan bu “ikili” yapının kendi rejimi için oluşturduğu potansiyel tehlikenin farkındadır. CHP DEM’in neredeyse iki buçuk katı olmasına karşın “kof ve işe yaramaz” bir partiye dönüşmüştür. Erdoğan bir DEM’i CHP’yi ele geçirdiği gibi ele geçiremez. KCK sistemi çok karmaşık çok katmanlı ve “çok alanlı” bir mücadele sistemine sahip olduğu için, rejimin onu kuşatıp ve bastırması zordur. Bizzat bu sistem KCK önderliği tarafından bilerek kurulmuştur. Bugün KCK’nin gücü, Kürdistan’da devrimci hareket ile demokratik hareketin sıkı birliğinden yani ittifakından kaynaklanır. Hareketin her iki yanı bu ittifak ile karşılıklı olarak birbirlerini beslerler ve bu durum onların dünyanın en karmaşık ve tehlikeli bölgesi olan Ortadoğu’da ayakta kalmalarının temel nedenidir.
KCK örneğini olaylara başka bir açıdan bakmak için veriyoruz. Okur diyebilir ki, ama orada tarihsel koşullar farklı ve Türkiye’de farklı. Evet farklı! Ama sadece farklı ve sorun da bu farkı bulup gerekeni yapmaktır, ki bunun başında öncelikle Türkiye devrimci hareketi ile ittifak arayışı ve bunun gerekleri olmalıdır. Birkez bu kurulduğu zaman, gerisi halledilecektir. Ama ileride de göreceğimiz gibi, Özgür Özel MİT’i kullanarak CHP içindeki devrimcileri tasfiye etmek isteyen bir politikayı da devreye sokmuştur. Özel’in AKP ile işbirlikçiliği tek CHP içinde rejim aracılığıyla Kılıçdaroğlu’ndan, İmamoğlu’ndan ve Yavaş’tan kurtulma ile sınırlı değildir ama kendi deyimi ile “aşırı sol unsurlar”dan da MİT ve rejim aracılığıyla kurtulmayı da içermektedir.
Bundan dolayı CHP’de işlerin düzelebilmesi için (hala mümkünse tabii!), partinin sol kanadının (ki çok zayıf), orta kanat ile sıkı bir ittifak kurarak ve sağ kanadı bastırarak, parti yönetimini ele geçirmesi gerekmektedir. Sonra da CHP’yi Türkiye devrimci hareketi ile sıkı bir ittifaklığa sürükleyerek, ulusal çapta bir BİRLEŞİK CEPHE taktiğini hayata geçirmeye çalışmalıdır. CHP’de devrimci hareketin sembolleri sadece kullanılır (Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi) ama o da sadece “siyasal rant” için kullanılır ve aslında onların düşüncelerinden nefret edilir. Bugün CHP’nin rejim karşısında yaşamış olduğu yenilginin ve bozgunun altında, faşist rejimin sürekli olarak ülkeyi muhafazakâr ve totaliter bir mecraya doğru sürüklemesi karşısında, CHP’nin sola doğru gitmemesi ve tam tersine sadece muhafazakâr siyasete kontrolsüz açılması yatmaktadır. Partinin muhafazakâr kesimlere doğru açılması yanlış değildi ama plansız ve programsızdı ve bunun sonucunda da bir siyasi bozgun yaşandı.
Şimdi de CHP içindeki siyasi klikleri inceleyerek, siyasi karakterlerini ve rejim karşısındaki tutumlarını belirlemeye çalışalım. En sağdan en sola doğru:
1-Özgür Özel kliği: Özgür Özel kliği CHP içinde en sağda olandır. Çünkü rejim ile iş birliği halindedir. Ama Özgür Özel bu sağcılığını ve işbirlikçiliğini görüntüde liberal sosyal demokratik bir ideolojik ve politik görünüm arkasına gizlemektedir. Çünkü parti içindeki diğer kliklerin tabanını manipüle etmek için bu görüntü zorunludur. Özgür Özel’in bu liberal sosyal demokratik ideolojik ve politik görüntüsü aslında Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki çizgisidir. Özel, Kılıçdaroğlu’nun çizgisini sahte olarak kendi sağcı çizgisi için aldatma unsuru olarak kullanmaktadır.
Özgür Özel’in CHP içindeki asıl çizgisi, Erdoğan ve AKP ile iş birliğine giren bir kısım ulusalcının (DSP ve Vatan Partisi gibi) çizgisidir. Parti dışındaki bu ulusalcılar Özgür Özel aracılığıyla (elbette Erdoğan’ın yardımı ile) CHP içinde “iktidar” olmuşlardır. CHP ile AKP arasında gelecekte tekrar “normalleşme” yaşandığı zaman, Erdoğan ile iş birliği halinde olan bu ulusalcıların, Özgür Özel’e methiyeler düzmesi yakındır. Şimdi Hulki Cevizoğlu’gillerin sessiz sedasız niçin AKP’ye geçtiği anlaşılmaktadır. Çünkü bu ulusalcılar Erdoğan ile AKP’nin CHP operasyonunu biliyorlardı. Zamanla kendi işbirlikçiliklerinin Özgür Özel CHP’si tarafından “normalleştirileceği” önceden biliniyordu ve bu da Özgür Özel’in aslında uzun zamandan beri ajanlaştırıldığı (ileride onun ile ilgili bölümde ayrıntılı olarak bu nokta üzerinde duracağız) anlamına gelmektedir.
2-Mansur Yavaş Kliği: Aslında CHP içinde nesnel olarak sağ kanat Mansur Yavaş kliği etrafında kümelenmiştir. Bu haliyle aslında Özgür Özel ile pratikte çakışır. Gelecekte birlikte hareket etmeleri büyük bir olasılıktır. Bu noktada sadece Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmesi gerekmektedir. Mansur Yavaş Özel gibi direk bir işbirlikçi değildir ya da devrimci jargonda dediğimiz gibi “sübjektif ajan” değildir ama rejim ile farkında olmadan “objektif ajan”lık ilişkisi içerisindedir. Başka bir ifade ile farkında olmadan rejimin değirmenine su taşımaktadır ve koşullar oluştuğu zaman yani “normalleşme” tekrar geri geldiği ve AKP-CHP Koalisyonu oluştuğu zaman rejim ile iş birliğine girmesi gayet normaldir.
3-Ekrem İmamoğlu Kliği: İmamoğlu CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun temsil etmiş olduğu sosyal demokratik liberal ideolojik ve politik çizginin sağ kanadını oluşturur. Bu haliyle bizim Batı sosyal demokrat partilerinde gördüğümüz “sağcı sosyal demokrat” anlayışı CHP içinde temsil eder. İngiltere’de Tony Blair, ABD’de Bill Clinton, Barack Obama ve Joe Biden, Fransa’da François Holland ve Almanya’daki sosyal demokrat parti vs. gibi. Sosyal-demokrat hareket içindeki bu sağcı kanadın temel perspektifi, gerçek sosyal demokrat politikanın temeli olan kamu çıkarı ile özel sektör çıkarı arasında bir denge oluşturmaktan ziyade, siyasetin terazisinin kefesini daha fazla özel sektör odaklı hale getirip ve onların çıkarlarını daha fazla öne alan bir yaklaşım geliştirip ve de bu ekonomik programı liberal bir küresel politik program ile birleştirmeye çalışmaktan oluşur. Avrupa Birliği’ne üyelik gibi. Ama burada AB’ye üyelik taktik bir yaklaşım değil stratejik bir yaklaşımdır. Biz de AB’ye girmeyi savunuyoruz ve Avrupa’da neredeyse bütün sosyal demokrat partiler bunu savunur ve doğrudur ama bu sosyal demokrat partilerdeki sol kanatlar, AB’nin “sosyal bir Avrupa”ya dönüşümünü ve liberal politikaların sınırlandırılmasını ve “başka bir Avrupa”nın mümkün olduğunu savunurlar. Avrupa’da liberal politikaların sınırlandırılmasını, kamu sektörünün güçlendirilmesini ve “karma ekonomik model” içinde kamu ile özel sektörün dengeli birliğini savunurlar. Ama sağcı sosyal demokratlar bu dengeyi muhafazakâr partilerdeki gibi yok etmeye çalışarak, hatta kamu sektörünün bazı mallarının özelleştirilmesini dahi gerçekleştirerek, sosyal demokrat politikanın temellerini yok etmişlerdir.
Sosyal demokrasi içinde kamu mülkiyetinin geliştirilmesi odaklı bir ekonomi politikasının geliştirilmesi temel önemdedir. Bunu gerçekleştiremeyen bir sosyal demokrat parti, işçi ve emekçilerin yaşam standartlarını yükseltecek toplumsal önlemler devreye sokamaz ve büyük sermayeye bağımlı ve onların baskılarına maruz kalan bir siyasi harekete dönüşür. Çok basit bir örnek verirsek eğer, kamunun elinde olan medya araçlarının tamamen özelleştirildiğini ve bütün medyanın özel sektörün eline geçtiğini düşününüz. Birkez bu ideolojik güçten mahrum kaldığınız zaman, bu medyada yer almak için vereceğiniz tavizleri düşününüz! Bu sadece küçük bir örnek… Sağcı sosyal demokrat klikler, muhafazakâr partilerin liberal ekonomik programlarını kabul ederek, sosyal demokrat politikaları sürdürmeye çalıştılar ve bunun sonucunda da büyük politik yıkımlar yaşadılar. Bu “sağcılar”, sosyal demokrasi anlayışının özünde olan “kamu ve özel sektör dengesi”ni yeni tarihsel koşullara uyarlamasını ideolojik, politik, örgütsel ve programatik olarak bilemediler ve liberalizm dünya ölçeğinde darbe yediği zaman, onlar da bu darbeden paylarına düşeni aldılar.
Tekrar İmamoğlu’na gelirsek eğer, İmamoğlu bir yandan tarihsel temeli kayıp giden yanlış bir dünya görüşüne saplanırken öte yandan da Türkiye’de Erdoğan rejiminden nasıl kurtulunacağı noktasında yanlış bir hesap ve kitap içerisindedir. Rejimin objektif analizini yapamamıştır ve faşist rejim büyük oranda oturmuşken ve onu barışçıl şekilde yıkmak mümkün değilken, hayalci bir yaklaşımla tamamen rejim tarafından manipüle edilmiş bir seçim sisteminde kazanacağını sanacak kadar gerçeklikten kopmuştur. Herkesin yapmış olduğu hatayı yani yasal siyaset alanı içerisinde kalarak faşist rejimden kurtulma hastalığına o da kapılmıştır, ki bunun toplumsal karşılığı yoktur.
Bütün bunların yanında İmamoğlu siyasette tecrübesizliğinin de kurbanı olmuştur. Bu tecrübesizlik onun kişisel hırslarının yanlış yola kanalize edilmesine neden olmuştur. Erdoğan rejiminin yanlış analizi, kişisel hırsın yanlış kullanımı ile birleşince onu tamamen yanlış bir yola sokmuştur. Çünkü Türkiye’de siyasetin gerçek dinamiğini anlamamıştır ve bunun sonucunda kendisini yıkıma sürüklemiştir.
Bugün gelinen noktada bir şey artık çok nettir: geçmişte “kazanacak aday” söylemlerinin toplumda geliştirilmesi ve İmamoğlu’nun liderlik hırslarının kendi “iç dünyasında gelişip budaklanması” bir Devlet Bahçeli-Meral Akşener projesiydi. CHP’nin güçlenmemesi için devreye sokulan bir plandı ve Erdoğan kendisine yaradığı müddetçe buna sessiz kalıyordu. Ama ileride de göreceğimiz gibi Erdoğan, Devlet Bahçeli Meral Akşener’i kullanarak CHP içine operasyon çekerken, aslında o da Özgür Özel’i kullanarak diğer yandan İmamoğlu’na operasyon çekiyordu ve Devlet Bahçeli’nin CHP içindeki etkisini dengeliyordu.
Erdoğan’ın CHP içinde Özgür Özel aracılığıyla İmamoğlu’na kurmuş olduğu kumpas karşısında İmamoğlu’nun önünde üç yol bulunmaktadır:
a-Herşeye rağmen Erdoğan ile cepheden vuruşmak ve girilen yolda taviz vermeden ilerlemek. O zaman Selahattin Demirtaş gibi olmayı göze almalı. Ekonomik olarak herşeyini kaybetmeyi göze almalı ve işin sonunda ailesini ve de yola çıkmış olduğu yoldaşlarını da kaybedebilir. Çünkü güç dengesi tamamen aleyhinedir. İleride de “Özgür’ün kazığı” tam olarak ortaya çıktığı zaman yaşanacak moral bozukluğuna da hazır olmalıdır.
b-Erdoğan’ın kendisine sunduğu teklifi kabul etmak. Bu teklif siyasi olarak tuzak olup ve kamuoyunda İmamoğlu’nu siyasi olarak bitirme operasyonudur. Bu teklifin sonucunda dışarı çıkabilir ama imajı büyük darbe yemiş olacak ve siyasi olarak da bütün insiyatifi kaybetmiş çünkü hareketsizliğe mahkûm edilmiş olacaktır.
Şimdi de Erdoğan’ın İmamoğlu’na yapmış olduğu teklife gelelim.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yargı operasyonu hemen bitmişti ki, bir iddia medyaya düştü. İddianın sahibi olan gazeteci Sabahattin Önkibar bir kulis bilgisini 8 Temmuz 2025 tarihli YouTube videosunda paylaştı (2) Bu iddiaya göre, Ekrem İmamoğlu’nun babası ile Erdoğan’ı temsilen Hayatı Yazıcıoğlu gizli bir şekilde buluştular ve Yazıcıoğlu Erdoğan’ın teklifini Ekrem İmamoğlu’nun babasına Ekrem İmamoğlu’na iletmesi için sundu. Bu teklifte Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’ndan Çözüm Süreci’ne engel olmaması ve birkez daha Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını kabul etmesi karşılığında, sözde Erdoğan Ekrem İmamoğlu’nun kendisinden sonra cumhurbaşkanı olmasını kabul etmektedir. Bu teklifin kabul edilmesi karşılığında da Ekrem İmamoğlu özgürlüğüne kavuşacaktır.
Elbette ki Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’na yapmış olduğu bu teklif bir tuzak olup amaç “Erdoğan ile uzlaşmış gibi görünen bir İmamoğlu” algısının oluşturulmasına yöneliktir. Ekrem İmamoğlu’nun cezaevine atılmasının, ailesinin mallarına el konulmasının, ona yakın belediye başkanlarına yargı yolu ile zulüm edilmesinin bir başka hedefi de Ekrem İmamoğlu’nun iradesini çözmeye dönük olup, özellikle de aile baskısını İmamoğlu üzerinde kurarak, onun bu tür bir teklifi kabul etmesini sağlamaktır. İmamoğlu rejimin ellerindeyken, Hayati Yazıcıoğlu direk gidip cezaevinde Ekrem İmamoğlu ile görüşebilecekken, babanın devreye sokulması, aile baskısını İmamoğlu üzerinde kurmaya dönüktür.
Böyle bir kabulün CHP içinde ve kamuoyundaki olumsuz etkisi muazzam olacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’na yargı operasyonu aracılığıyla “rejim ile ilişkili” algısı oluşturuldu. İmamoğlu’na da böyle bir teklif ile “rejim ile ilişkili” algısı giydirilmeye çalışmaktadır. Ama bunun yanında Özgür Özel Erdoğan ile kurduğu “danışıklı dövüş” ile “rejime direnen lider” algısı elde ederek, CHP içinde Kemal Kılıçdaroğlu ve Ekrem İmamoğlu taraftarlarını kendisine çekmekte ve bu algı operasyonu aracılığıyla siyasi gücünü konsolide etmektedir. CHP içindeki gerçek rejim karşıtları AKP rejimi aracılığıyla “rejim işbirlikçisi” olarak damgalanmakta ama AKP rejiminin CHP içindeki gerçek ajanı olan Özgür Özel “Erdoğan karşısında direnen” lideri imajı elde etmektedir.
Tezgah nasıl?! Güzel mi?!
Bu yazı yazıldığı zaman Ekrem İmamoğlu hala direniyordu ama bu ne kadar sürer belli değildir. Çünkü rejimin çarkı acımasız dönüyor ve İmamoğlu pes edebilir ve de bundan dolayı onu yadırgamamak gerekir!
c-Ekrem İmamoğlu için üçüncü yol ise, bir yandan Erdoğan karşısında direnirken öte yandan da Özgür Özel’in peşine takılıp ve sürüklenmeye devam etmektir. Bu durumda gözleri önünde Özgür Özel yavaş yavaş yükselirken (çünkü zarlar hileli!), o uzaktan ona bakarak tedricî olarak etkisiz hale gelerek siyasetten silinecek ve unutulacaktır.
4-Kemal Kılıçdaroğlu Kliği: Kılıçdaroğlu CHP içindeki liberal sosyal demokrat ideolojik ve politik çizginin sol kanadını oluşturur yani İmamoğlu’ndan biraz daha soldadır ama karakter olarak aynı ideolojik ve politik anlayıştır. Bu anlayış parti içindeki üç temel kanadın (sol, orta ve sağ) orta kısmında yer alır ve İmamoğlu ile Kılıçdaroğlu bu orta kısmın sağ ve sol kanatlarını oluştururlar. Aslında aralarında öyle nitelik farkı söz konusu değildir. Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki sorun, İmamoğlu’nun kişisel hırsından ve başkalarının (Meral Akşener gibi) onu manipüle etmesinden kaynaklanmıştır. Daha sonra Özgür Özel Erdoğan ile birlikte Meral Akşener’in İmamoğlu’nu pohpohlamasına sonradan katılarak onu adeta uçurmuştur. Bu manzaradan, Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu karşısında haklı olduğu ortaya çıkmaktadır. İmamoğlu acele ederek ve disiplinsiz davranarak partiyi kargaşaya sürüklemiştir. Kurtlar da bu puslu havada yararlanmak istemişlerdir. İmamoğlu Kılıçdaroğlu’na açıktan baş kaldırarak ve başka siyasi hareketlerin tuzağını düşerek CHP’ye zarar vermiştir. Parti içinde liderlikte öne çıkması bir hataydı ve bugün partinin bu duruma düşmesinde (çünkü Erdoğan-Özel ikilisinin tezgahına su taşımıştır) büyük pay sahibidir.
Özgür Özel “Erdoğan ile iş birliğini” İmamoğlu’dan saklayarak ve Kılıçdaroğlu’na karşı İmamoğlu ile ittifak yaparak yönetimi ele geçirmiş ve şimdi de Erdoğan aracılığıyla da İmamoğlu’nu ekarte eden bir politikayı uygulamaktadır. Başka bir ifade ile Özgür Özel İmamoğlu’na karşı “Şeytan” ile ittifak yapmıştır. Bu aklın Erdoğan ile AKP tarafından ona verildiğinden ya da gizli bir planın ortak bir şekilde uygulanıldığından şüphe yoktur. Bunları anlamamak için insanın “süzme salak” olması gerekir!
Özgür Özel hem Kılıçdaroğlu’na hem de İmamoğlu’na AKP aracılığıyla kumpas kurmakta ama aynı zamanda Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nu da birbirine düşman ederek, ittifak yapmalarını olanaksız hale getirmektedir. Medyada çıkan bazı bilgilerin doğru olma potansiyeli yüksektir. Şöyle ki, Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel’e İmamoğlu’ndan uzak durması ve Mansur Yavaş’a yanaşması karşılığında kendisine destek vereceğini söylediği iddia edilmektedir. Bu iddia doğru olabilir. Çünkü Kılıçdaroğlu olayların karmaşık yapısı içinde pusulayı tamamen kaybetmiştir ve farkında olmadan Erdoğan’ın değirmenine su taşımaktadır!
Biz aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun gizlice Bahçeli ile ilişkide olmasından da şüphelenmekteyiz. 2023 genel seçimlerinden önce yine gazeteci Sabahattin Önkibar böyle bir kulis bilgisini paylaşmıştı ve bu ilişkinin CHP içindeki gazeteci Tuncay Özkan aracılığıyla yapıldığını belirtmişti. Bilindiği gibi Tuncay Özkan eski MİT müsteşarına (şimdi Bahçeli’nin başdanışmanıdır) bağlı çalışan bir “ajan gazeteci”ydi ve gazeteci Önkibar Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin Tuncay Özkan ve Şenkal Atasagun aracılığıyla ilişki halinde olduğunu belirtmişti. Bu bilginin bilerek Saray tarafından Önkibar’a sızdırıldığından şüphe yoktur. Çünkü CHP içindeki Özgür Özel operasyonu genel seçimlerden çok önceleri (bize göre Ekrem İmamoğlu’nun 2019’da belediye başkanlığını kazanmasından sonra) başlamıştı.
Devlet Bahçeli Erdoğan’a karşı gizli ve alttan alta bir siyasi cephe oluşturmak istiyordu (MHP-CHP-İYİP) ve Erdoğan ABD tarafından Rojava’da tuzağa düşürülüp ve batağa saplandığı zaman ve de ABD önderliğinde Batı ittifakı Erdoğan’a yaptırım silahını çektiği zaman, erken seçim kararı alıp Erdoğan’ı iktidardan indirip yukarıdaki siyasi cephe ile ona son darbeyi vurmak istiyordu. Bundan dolayı Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu manipüle etmek ve onu kendi siyasi etki çemberinde tutmak için gizli bir ilişki kurmuştu. Erdoğan Bahçeli’nin CHP içinde Kılıçdaroğlu aracılığıyla kendisine karşı kurmuş olduğu bu planı, Özgür Özel’i ajanlaştırarak ve Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nu birbirine düşman ederek yok etti ve bugün AKP rejiminin olanakları ile tam gaz CHP tamamen Özgür Özel’in elinde yoğunlaşmaktadır.
Son günlerde Özgür Özel’in Erdoğan’ın CHP içindeki ajanı olduğu şüphesini daha da geliştiren bir somut olay yaşandı. Bu olay Özgür Özel’in CHP genel başkanı olduğu CHP kurultayının şaibeli olduğunu iddia eden davanın parti meclisinde tartışılması sırasında yaşandı. Parti meclisinde Eylül ayına ertelenen dava ile ilgili meclis üyeleri ile Özgür Özel arasında bir tartışma yaşanır ve bu tartışmada Özgür Özel’in sözleri ve tavrı kafa karıştırıcıdır. Parti meclisinde yaşanan olayı, parti meclisinde bulunan bir kişiye dayanarak gazeteci Barış Yarkadaş program yaptığı televizyon kanalında anlattı. Linkini buraya bırakıyoruz (3).
Parti meclisinde mahkemenin kurultayı iptal etmesi durumunda nasıl bir politika izlenmesi gerektiği noktasında tartışmalar yapılmaktadır. Özgür Özel çok kesin bir şekilde bu mahkemede kurultayın iptali ile ilgili bir karar çıkmayacağını eğer böyle bir karar çıkarsa “bileklerini keseceği”ni söyler! Özgür Özel çok kesin konuşur ve bir meclis üyesi nasıl bu kadar emin olduğu ile ilgili bir soru sorar. Özgür Özel biraz bocalar ve “AKP’nin üst kesimleri” ile ilişkide olduğunu (?) ve kendisine böyle bir kararın çıkmayacağının söylendiğini söyler. Peki bu ilişkide partinin organlarının haberi var mı? Hayır ! Sadece “Özgür Efendi”nin haberi var! Özgür Özel daha önce planlanmış olan Kılıçdaroğlu operasyonundan haberi olduğu için ve bu mahkeme olayının aslında kendisine karşı değil ama Kılıçdaroğlu’nu yargı operasyonu ile “rejim ile işbirliği” halinde göstermek için tezgahlandığını bildiği için hem bu kadar kesin konuşmakta hem de “AKP’nin üst kesimleri”nden bilgi aldığı algısı oluşturarak aslında ajanlık faaliyetini perdelemektedir. İleride de göreceğimiz gibi Özgür Özel aynı taktiği başka bir sorunda da (MİT) kullanacaktır.
Bir CHP düşünün, genel başkanı parti içinde kimseye sormadan “düşman ile” (Erdoğan düşmandır ve bunun lamı cimi yoktur!) direk temas kurmakta ve bazı şeyler konuşmakta ama kimsenin haberi yoktur! CHP tarihinde böyle başka bir olay yaşanmış mıdır?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP içinde hemen aklını başına alması ve bu temelde Ekrem İmamoğlu ile birlikte hareket ederek ve de Özgür Özel’e karşı ittifak kurarak parti içindeki Özgür Özel felaketini az çok frenlemesi gerekmektedir! Aksi taktirde hem Kılıçdaroğlu hem de İmamoğlu kliğinin, Özgür ile Erdoğan’ın ellerinde “bütün kemikleri kırılacak”tır!
5-CHP’de Sol Kanat: CHP’de aslında sayıları hiç de azımsanmayacak ama partinin organlarını etkilemede yetersiz kalan bir sol kanat bulunmaktadır. Bu sol kanatın çoğunluğu eski devrimci hareketin kadrolarıdır ama bilinç ve örgütlülük bakımından büyük bir yetersizlik içerisindedirler. Bundan dolayı etkileri sınırlı olup ideolojik ve politik olarak tamamen CHP içindeki orta kanadın etkisi altında bulunmaktadırlar. Bu kanat Türkiye devrimci hareketi ile sıkı bir birliği savunur ama bunun nasıl olacağı noktasında kafası oldukça karışıktır. Bu kafa karışıklığı bu sol kanadın parti içerisinde dağınık, örgütsüz ve etkisiz kalmasının temel nedenidir ve Özgür Özel parti içinde en çok da bu kanattan nefret eder.
CHP içindeki sol kanadın kafa karışıklığı sorunun bir yanını oluştururken, diğer yanını da devrimci hareketin CHP’ye olan sekter ve yanlış tutumu oluşturur. Devrimci hareketin Leninizm’den kaynaklanan “sol sekter” yanlış yaklaşımı ve CHP’yi “düzen partisi”, “devlet partisi” gibi gören dışlayıcı yaklaşımı, CHP içindeki bu sol kanadın tarihsel olarak tamamen sıkışmasına ve etkisiz kalmasına neden olmuştur.
CHP’deki sol kanadın ideolojik ve politik krizine acil bir çözüm getirmek, bu sol kanadın parti içinde etkili olmasının başlangıcı olacaktır. Türkiye devrimci ve demokratik hareketinin birliğine dayanan bir Yeni Kurtuluş Savaşı’nın ideolojik, politik, örgütsel ve askeri yanlarının çözüme bağlandığı bir manifestonun oluşturulması ve bu sol kanadın parti içinde kendi bağımsız platformunu kurarak süreç içerisinde güçlenmesi gerekmektedir. Bu temelde bu sol kanat, orta kanadın sol ve sağı ile güçlü bir ittifak gerçekleştirerek, Özgür Özel kliğini alt etmenin yollarını aramalıdır. CHP’nin felaketini durduracak olan en önemli dinamik, CHP içerisindeki bu sol kanattır.
Özgür Özel: Bir Lümpen ve Serserinin Yükselişi
Okur Özgür Özel’e lümpen ve serseri dediğim için hemen bana kızacak ve CHP genel başkanı hakkında böyle yazılır mı diyecektir. Birazdan onun nasıl bir lümpen olduğunu bir olay ile açıklayacağım. CHP genel başkanı olduğuna gelince, Özgür Özel sosyal demokrat değerler ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’deki politik tespitleri ve vasiyeti açısından CHP genel başkanı değildir ve de hiçbir meşruiyeti yoktur. CHP genel başkanlığı bu ölçülere göre Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra bitmiştir. CHP’nin son genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ondan sonra gelen kişi ise “zararlı ve gereksiz bir uzuv”dur sadece!
Bu yazının konusu Özgür Özel olduğu için, onunla ilgili bir bölümün özel olarak yer alması ve “incileri”nin ayrıntılı bir şekilde ele alınması eşyanın tabiatı gereğidir.
Erdoğan’ın kendi dinci rejimini ilerletirken ve oturturken, yasadışı yollar ile elde etmiş olduğu devletin ve toplumun imkanlarına dayanarak muhalefeti istediği bir politik çerçeveye oturtmak istediği bir sır değildir. Onun sıkça dile getirdiği “milli ve yerli muhalefet” anlayışı, AKP’nin kurmakta olduğu rejime tehlike oluşturmayan ve tamamen kontrol altında olan “evcil bir muhalefet”i öngörmektedir. Erdoğan bu “evcil muhalefeti” oluşturmak için öteden beri devletin ve toplumun bütün imkanlarını seferber etmiştir. Siyasi komplolardan tutalım, yargının zorba bir şekilde kullanılmasına ve insanların zayıf noktalarını bularak ajanlaştırmaya kadar her yolu denemektedir.
İktidarının ilk yıllarında daha devleti tam ele geçirmediği dönemde, muhalefeti kendi siyasi çıkarları temelinde etkilemesi daha çok birkaç kişinin katıldığı siyasi komplolardan ibaretti. Çünkü bir partinin içerisine derinlemesine nüfuz etmek o kadar kolay bir iş değildir. Her partinin kadrosu belirli bir geleneğin ürünü olup, o geleneğin kültürel, davranış ve ideolojik kodlarıyla da şekillendiği için, bu kodlarda ani bir değişim hemen göze batmaktadır. Bundan dolayı parti dışından içeriye doğru bazı “derin operasyonlar” dar bir kadro aracılığıyla yapılmaktaydı. Bu operasyonun en ünlüsü Deniz Baykal’a yapılan “kaset komplosu”dur.
Ama zaman içinde Erdoğan CHP’nin içine daha “derinlikli” olarak dalmanın imkanlarını aramaya başladı. Özgür Özel’den önce bu noktada en önemli girişimi, bizim de geçmişte yazıp ve teşhir ettiğimiz ve de CHP’nin de partiden sessizce ihraç ettiği, Türkiye’nin eski Musul başkonsolosu olan Öztürk Yılmaz’dır. Bu zat, CHP içinde AKP politikalarını “CHP’nin ideolojisine” uydurarak savunmak gibi tuhaf bir yol kendisine bulmuştu. Onun MİT tarafından CHP içine salındığından şüphe yoktur. Rejimin bu tür girişimlerinin dışında bir de seçim sandıklarının başına yerleştirdiği “CHP üyesi AKP ajanları” söz konusudur. Bunların görevi, sandık başlarında CHP’ye çıkan oyları AKP ya da onun ittifakı olan bir partiye yazdırmak ve “ıslak imzalı” tutanağı da “CHP’li” olarak imzalamaktan oluşur. Böylece YSK’ya yapılacak itirazın da önüne geçilmiş olunur ve bu noktada genel merkezin yapacağı hiçbir şey de kalmaz. AKP’nin “bu sandık ajanları”nın yirmi bin olduğundan şüphelenilmektedir. Bunun ne kadar oy olacağını da siz hesaplayın!
Ama Erdoğan “sürekli olarak kendi kendisini aşan bir lider” olduğu için, CHP içinde istenilen sonucu almak için bu sefer başka bir yol izlemiştir. CHP’ye dışarıdan ajan salmanın ve onu partinin en üst makamına taşımanın zor olduğunu gören AKP hem dikkat çekmemek hem de partiyi daha derinlemesine manipüle etmek için, CHP’nin en üst düzeylerinde lider olma potansiyeli ve zayıf kişiliğe sahip olan kadroları tespit etmiş ve sinsi bir şekilde bu kadroların yanına sokulmuştur. İşte bu “zayıf kişilikli kadrolar”dan birisi de Özgür Özel’dir.
Özgür Özel Erdoğan ile AKP’nin planları açısından ideal bir konumdaydı. Meclis’te CHP grup başkan vekili yani genel başkanının Meclis’teki temsilcisi olduğu için partinin bütün kademe ve organlarıyla ilişki içindeydi. Kamuoyunda ciddi bir tanınırlığı ve herşeyden önemlisi de önemli bir rol yeteneği bulunmaktaydı. Seri bir şekilde konuşan ve ağzı laf yapabilen bu şahıs, bumerang kişiliği ile AKP’nin tam aradığı tipti. Tek sorunu parti içinde diğer rakiplere göre güçlü olmamasıydı. Ama bu sorun değildi çünkü rol yeteneği ile AKP medyasının imaj çalışması birleşince ve AKP rejiminin acımasız kolları CHP içine salınıp ve de rakipleri rejim aracılığıyla Özgür Özel için bertaraf edildiğinde bütün sorun çözülmüş olacaktı.
Ajanlık faaliyeti ve bu faaliyet aracılığıyla bir politik aldatma ve manipüle oluşturmada en önemli meziyet rol yapmaktır. Birçok ajanın işlerini yaparken, fark edilmemek için kendilerine hayali meslekler oluşturdukları ve bu mesleğin rolü içine girerek ajanlık faaliyetlerini gerçekleştirdikleri herkesin bildiği birşeydir. Yine devrimciler yeraltı çalışmasında fark edilmemek için bu yönteme başvururlar. Rol yapmada en büyük sorunlardan bir tanesi, rolü oynayan kişinin rolün hakkını vermek için yani kendisini normal yaşamın akışına uydurmak için yapmış olduğu aşırı vurgulardır. Roldaki aşırı vurgular, rolü yerine getiren kişinin bazı kaygıları gidermek için “iri oynama”sından kaynaklanır. Çoğu zaman tiyatrodan sinema ve televizyona geçen aktör ve aktrislerin başına gelen bir durumdur. Tiyatroda sahnenin salonun farklı yerlerine göre aynı mesafede olmaması, tiyatro oyuncularının seslerini daha fazla çıkarmasını yani “iri oynaması”nı gerektirmektedir. Aksi taktirde salonun arka kesiminde bulunan seyirciler oyuncuların bazı repliklerini kaçırma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Ama aynı alışkanlığı sinema ve televizyonda yapmayı sürdürürseniz sonuç çok çirkin olur. Çünkü kameranın objektifi aracılığıyla seyirci zaten oyuncunun en yakınına sokulur ve bundan dolayı oyuncunun “iri oynaması”na gerek yoktur.
İşte Özgür Özel tiyatrodan sinema ya da televizyona geçen yeni yetme bir oyuncu gibi, çok aşırı vurgular oluşturmakta ve bu yöntem ile kuşkuları üzerinden atmaya çalışmaktadır. Ama bizzat bu yöntemidir ki, onu açıktan ele vermektedir: “yargı olumsuz karara verirse bileklerimi keserim”, “seçimlerde birinci parti çıkmaksak istifa ederim”, “yargılanan belediye başkanlarını tekrar aday yapalım” vs. gibi (bu tip örnekler çoktur) söylemler yani bu aşırı vurgular belirli bir mantık temelinde bir araya getirildiğinde Özgür’ü fena halde ele vermektedir. Bir insan ajan ise ve önceden iş birliği halinde hazırlanmış bir planın bütün detaylarını biliyorsa, yargının olumsuz karar vermeyeceğini, seçimlerde birinci parti çıkarılacağını ve yargılanan belediye başkanlarının ceza alıp ve tekrar seçimlere giremeyeceğini bilir. Bugün sözde İmamoğlu ile belediye başkanlarını “kararlı bir şekilde savunma”, ileride “ben elimden geleni yaptım ama rejim ceza verdi” imajı oluşturarak, rejim bu muhalifleri siyaset dışına ittiği zaman, bu muhaliflerin tabanını kendisine bağlama operasyonudur. Bunda da en büyük destekçisi Erdoğan’dır. Çünkü belirli bir plan doğrultusunda rejimin kolları CHP içerisine girerek Özgür’ün rakiplerini bertaraf etmekte ve ona parti içinde “dikensiz bir gül bahçesi” yaratmaktadır.
İnsan sormada edemiyor: Erdoğan senin baban değil abin değil, Bilal Erdoğan’a yapılacak türden olan bu iyilikleri sana niçin yapıyor?! CHP’yi onun aracılığıyla ele geçirmen karşılığında ona ne iyilik (?) yapacaksın?!
Sen bizi gerizekalı mı sanıyorsun!
Özgür Özel’in bizim radarımıza girmesi, 2022’nin sonları ve 2023’ün başlarında olmuştur. Özel sohbetlerde söylenilen şeyleri başka yerde söylemek gibi bir alışkanlığım yoktur. Ama Özgür Özel artık sıradan bir kişi değil ve üstelik bugün küresel ölçekte yaşanacak büyük bir tektonik politik kırılma olayının tam göbeğinde yer almaktadır. Eğer Erdoğan CHP operasyonunu başarırsa, Türkiye tamamen Batı’dan stratejik olarak kopacak ve bu duruma Batı’nın vereceği tepki (ileride Rojava bölümünde değineceğiz) belki de Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyecektir. Kimse olayların pratikte alacağı boyutun ne olacağını tam olarak bilmemektedir. Bu belirsizlik ucu görünmeyen bir tünel gibi uzayabilir ve bütün küresel politikanın içerisine çekildiği bir “kara deliğe” dönüşebilir. İşte bizim “Özgür Efendi” bu kadar kritik bir yerde duruyor. Bundan dolayı onunla ilgili bütün bilgilerin ortaya saçılması zorunludur.
Birazdan anlatacağım olaydaki kişiyi korumak için olayın geçtiği yer ve kişi ile ilgili bilgi vermeyeceğim. Çünkü bu kişi hala daha parti içinde bulunmaktadır ve olayın sonunda başına gelenleri de yazacağım.
Yukarıda belirttiğim tarihlerde yani 2022’nin sonu ve 2023’ün başlarında, CHP’nin bir bölgesinin başında bulunan ve devrimci hareketten gelen bu arkadaşı bir yoldaşım ile birlikte ziyaret etmek istedim. Arkadaşlar kendisini önceden tanıyorlardı ve ben de kendisi ile tanışmak için alınan bir randevu sonucunda kendisini makamında ziyaret ettim. Kendisi bizi çok güzel ve sıcak bir şekilde karşıladı. Kendisine yaptığımız ziyaretin amacının hem tanışmak hem de Cumhurbaşkanı adayı olduğu açıkça belli olan Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğimizi belirtmek içindi. Hem de bu vesileyle bazı endişelerimizi iletmek ve düşünce alış-verişinde bulunmak istiyorduk. Bu endişelerimizin başlıcası, Erdoğan ile AKP’nin oturtmuş olduğu hileli seçim sistemi ve seçimleri olası bir kaybetmeleri durumunda da darbe yapma ihtimalinin varlığıydı.
Bu CHP’li arkadaş, 12 Eylül’den önce Türkiye devrimci hareketi içerisinde savaşkanlığı ve direnişi ile ünlü bir devrimci örgütten geliyordu. Onunla konuştuğunuz zaman sizde bıraktığı ilk etki samimiyet, dürüstlük ve ciddiyettir. Onu ziyaret ettiğimiz sırada ben de gelecek seçimler yani 2023 genel seçimleri ile ilgili olarak bir makale yazıyordum. Bu makale demokratikbirlik.org sitesinde Ocak 2023 tarihinde yayınlandı. “AKP-MHP İttifakı’nın “seçim darbesi”ne doğru mu?” adlı bu makalede,2023 genel seçimlerinden yaklaşık olarak beş ay önce şöyle yazmıştım:
“Cumhur İttifakı kendisini seçimleri kazanmaya göre değil ama bu seçimlere nasıl “el koyacağı” ve kendi lehine bir sonuç açıklatacağı temelinde konumlandırmıştır. Bunu yapabilmesi için de bütün çabasını, rejim ile muhalefetin birbirlerine yakın oy oranları olduğu algısının yaratılması üzerine yoğunlaştırmış durumdadır. Altılı Masa’nın bütün adayları Erdoğan karşısında kazanmaktadır. Altılı Masa, Erdoğan karşısına “boş sandalye” koysa ve bu “adayı” canla başla desteklese dahi seçimleri kazanır. Bunu bilen Cumhur İttifakı, kendisini seçimleri kazanmaya dönük olarak değil ama her iki kesimin oylarının birbirlerine yakın olduğu algısının yaratılması temelinde konumlandırarak, seçim sonuçlarını YSK eliyle kendi lehine olacak şekilde açıklatmaya dönük çalışmaktadır.” (Kemal Erdem, AKP-MHP İttifakı’nın “seçim darbesi”ne doğru mu?, demokratikbirlik.org) (4)
Seçimlerin birinci turunda yaşanan olaylar yaklaşık olarak bu yukarıdaki tespitlere göre oldu. Rejim ilk turda rakamları denk olacak şekilde açıkladı. Hele de Erdoğan’ın oyunun yüzde 49,5 olarak göserilmesi tam bir komediydi. Yüzde 15-20 arası oy çalan rejim, yüzde 0,5’lik oyu mu çalamayacaktı! Bu seçimlerin ilk turunda oyumu Kemal Kılıçdaroğlu’na verdim ama ikinci tur için oy vermeyi gerekli görmedim. Çünkü manzara zaten açığa çıkmıştı.
Seçimlerin ikinci turundan sonra yaptığımız analizde, Cumhur İttifakı’nın “sandık darbesi”nin anatomisini tam olarak çıkardık ve buna göre “sandık darbe”sinin parametrelerini şöyle belirledik:
“Öncelikle böyle bir seçim hilesini gerçekleştirebilmek için hayali ya da fiktif bir seçmen havuzu yaratmak gerekir. AKP rejimi bu fiktif seçmen havuzunu üç şekilde oluşturmuştur:
1- Yoğun bir göçmen nüfusunu Türkiye vatandaşı yapmak ve bunlara vatandaşlık verildiğini gizlemek yani istatistiklere girmemek. Bunların sayısının bir milyondan fazla olduğu yani oy kullanan seçmenin yüzde 2’sine tekabül ettiği ama bazı söylentilere göre de iki milyona yakın olduğu yani yüzde 4 seçmene tekabül ettiği sanılmaktadır.
2- Vatandaşlık verilmeyen ama “sahte kimlik” verilen yani sadece seçimler için oy kullanılması sağlanan göçmenlerden oluşan fiktif seçmen.
3- Mükerer yani üç ya da beş defa tekrar tekrar oy kullanması için bazı Türk vatandaşlarına verilen “sahte kimlik”lerle oluşturulan hayali seçmen.”
(...)
“Fiktif seçmen havuzu hileli seçim için sadece bir temeldir ama seçim hilesi tek bu fiktif seçmen havuzuna dayanmaz. Rejim başka seçim hilesi taktiklerini de bu hayali seçmen havuzunun üzerine koyarak, muhalefet ile olan oy oranını iyice açmaktadır.
Geçen seçimlerde yapılan hileler ve en azından bu temelde çalınan oy oranlarını kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür. Üstelik buradaki varsayım en düşük şekilde tutulmuştur:
1- Muhalefetin müşahit bulundurmadığı 20 bin sandık olduğu belirtilmektedir. En çok hilenin de bu sandıklarda yapıldığı sanılmaktadır. Bu 20 bin sandığın her birinde en azı 100 oy fazla kullanılsa (ki bu oran daha fazladır) 2 milyon oy yapar ve yüzde 3,6 oy oranına tekabül eder.
2- Yine bu müşahitin olmadığı sandıkların her birinde muhalefete verilen 50 oy çalınsa 1 milyon oy eder. Ama bu oylar karşı taraftan çalındığı için iki kat etki eder. Çünkü bir yerde eksilirken diğer yerde de çoğaltma yaparak 1 milyon oy 2 milyon oy etkisi yapar. Bu da yine yüzde 3,6 yapar.
3- En azı 1 milyon göçmene vatandaşlık verildiği ve seçmen yapıldığı ama bazılarına göre de bunun 2 milyon olduğu varsayılmaktadır. Biz 1 milyon hesaplayalım. Yüzde 1,8 oy yapar.
4- Yine vatandaş olmayan ama sahte kimlik verilmiş olan 1 milyon göçmenin de oy kulanıldığı varsayılsa, bu da yüzde 1,8 oy yapar. Birçok sahte kimlik seçim sonrası çöplerde bulundu.
5- Birçok AKP’li ve MHP’li seçmenin sahte kimliklerle birkaç defa oy kullanıldığı sanılmaktadır. Bunun için 500 bin kişi beş defa oy kullansa, 2,5 milyon seçmen yapar ve yüzde 4,5’e tekabül eder.
6-Müşahit olmayan sandıklarda muhalefetin 500 bin oyu geçersiz gösterilse yüzde 1’e tekabül eder.
7-Birçok yerde muhalefetin birçok oyunun blok olarak Cumhur ittifakına yazıldığı görüldü. Bu sandıklardaki sözde muhalefet sandık görevlileri de bu blok oy kaydırmayı onaylayarak ıslak imzalı tutanak biçimine soktu. Elbette bu “muhalif” görünen sandık görevlileri AKP-MHP ittifakının ajanlarıydı. CHP ikinci tur öncesi en azı 15 bin sandık görevlisini değiştirdi. 15 bin sandıkta böyle oy kaydırıldığını ve bu oyların da en azı 100 olduğunu (ki daha fazladır) varsayarsak, 1,5 milyon oy eder ve yüzde 2,7’e tekabül eder.
8-Birçok yerde rejimi destekleyen seçmenlerin, üzerlerine önceden verilmiş zarfları sakladıkları ve kendi oylarını kullanırken bu sahte zarfı da kendi zarfı ile atarken yakalandığı görüldü. Bu tür hileden de yüzde 1 oy elde edildiği varsayılabilir.
Bu bizim saptadığımız seçim hilelerinden elde edilen oy oranlarını toplarsak: 3.6+3.6+1.8+1.8+4.5+1+2.7+1: Yüzde 20.Bu hesaplamaya yüzde 20 de hata payı koyalım. Bu oran en azı yüzde 16’dır.Bu yüzde 16’yı Erdoğan’ın yüzde 52’lik oy oranından düştüğümüz zaman geriye kalan oran yüzde 36’dır. Cumhur ittifakının gerçek oy oranı yüzde 36-37’dir. Taş çatlasın yüzde 40 ama fazlası değil! Seçimlerden önce yapılan anketler aslında doğrudur.
AKP’nin gerçek oyu yüzde 35 değildir, en fazla yüzde 29-30’dur. Yine MHP’nin oyu da yüzde 11 falan değildir ama en fazla yüzde 5-6’dır. Cumhur irtifakının geri kalan küçük partilerinin toplam oy oranı da yüzde 1-2’yi geçmez. Böylece Cumhur irtifakının toplam oy oranı yüzde 37’yi geçmez. Ama bu yüzde 37’lik oy oranı hile ile yüzde 52’ye çıkarılmıştır. Bu seçimlerin hiçbir meşruiyeti yoktur.
Bu tablo karşısında Erdoğan karşısında kim olsaydı yenilirdi.”
(Kemal Erdem, Bir “Sandık Darbesi”nin Anatomisi, demokratikbirlik.org)
Son dönemlerde rejim tarafından « meydana » salınan Rasim Ozan Kütahyalı, Ensonhaber sitesinin youtube kanalında bu noktaya defalarca değindi ve dolaylı olarak, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dışında kim olsaydı da bu seçimlerde yenileceğini söyledi ki bu tespit doğrudur. Rejimin artık seçimleri kazanma diye bir sorunu yoktur.
Bu tespitleri yaptıktan sonra, okur bize şöyle soracaktır: Peki o halde niçin Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediniz?
Bütün muhalefetin (Kürt Hareketi de dahil) Kemal Kılıçdaroğlu etrafında birleştiği bir durumda, solculuk ve ukalalık yapıp ve de bir grev kırıcısı gibi hareket etmek tamamen yanlış bir politik tutum olacaktı. Bizim tutumumuz bir yandan destek verirken öte yandan sürecin tehlikelerine dikkat çekmek şeklindeydi, ki bugün de bu tutumun doğru olduğuna inanıyoruz.
İşte ziyaretine gittiğimiz CHP’li arkadaş ile bu sorunları da ele aldık ama kendisi rejimin seçim hileleriyle ilgili kaygılarımız noktasında fazla birşey demek istemedi ve ben de fazla sıkıştırmadım. Ama bu konuşma esnasında Özgür Özel ile ilgili çok önemli bulduğum bazı şeylerden bahsetti.
Bu bölgedeki CHP yönetimi, oradaki tabanın bilgilenmesi ve bilinçlenmesi için kamuoyuna açık bir halk toplantısı düzenleme kararı alır ve de genel merkezden oraya konuşmacıların gelmesini talep eder. Toplantıya katılımın yüksek olmasını sağlamak için de kamuoyunda tanınan milletvekillerin olması talep edilir ve genel merkez bu bölgeye Özgür Özel ile Veli Ağbaba’yı gönderir.Bu toplantı tahminen 2022 yılı içerisinde yapılmıştır. Çünkü konuşulanlardan çok kısa bir zaman önce olduğu anlaşılmaktadır. O zamanlar bu konuşma üzerinde pek fazla durmamıştım ama ne zaman ki Özgür Özel CHP genel başkanı oldu hemen aklıma geldi. Çünkü dengesiz bir “fotoğraf” söz konusuydu.
Bu bölgenin yukarıda bahsettiğimiz CHP’li yöneticisi de bu iki milletvekiline kaldıkları süre boyunca refakatte bulunur. Bu refakat sırasında bu CHP’li yönetici Özgür Özel ve Veli Ağbaba arasında çok lağubali, laçka ve neredeyse lümpence diyebileceğimiz konuşmalara şahit olur. Bu “iki kafadar”ın birbirileriyle şakalaşmaları oldukça tuhaftır ve birbirlerine burada yazamayacağım küfürlerin geçtiği şakalar yaparlar. Yine bu zaman zarfında Özgür Özel Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakında cumhurbaşkanı olacağını ve kendisinin de CHP genel başkanı olmak istediğini açıkça belirtir. Başka bir ifade ile “partinin kendilerine kalacağı havasında”dır. Bu iki milletvekilinin hal ve hareketleri bu CHP’li yönetici üzerinde büyük bir şok ve olumsuz etkiye neden olur.
Parti içinde Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra farklı hesap ve kitabı olan ve de zararlı bir klik olduğunu anlayan CHP’li yönetici, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir randevu talep eder ve ona yaşadığı bu olayı anlatmak ister ama Kılıçdaroğlu’na bir de önerisi olacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nu çok sevip ve saymasına hatta CHP içinde oluşan ve onun cumhurbaşkanı adaylığını savunan “Kemal Kılıçdaroğlu gönüllüleri”nin de aktif bir üyesi olan bu CHP’li yönetici, Kılıçdaroğlu ile olan randevusunda ona şöyle söyler (burada onun tam ifade ettiği şekliyle değil ama mealen bunları yazıyorum): “Kemal Bey sizin cumhurbaşkanı olmamanız ve partinin başında kalmanız gerekmektedir.” O sıralarda kamuoyunda da “kazanacak aday” tartışmaları çerçevesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkan kesimler bulunmaktaydı ve bu öneri karşısında Kılıçdaroğlu şaşırır ve nedenini sorar. Bu CHP’li arkadaş ta, “eğer siz cumhurbaşkanı olursanız parti çok kötü insanların ellerine geçecek ve bunun da parti ile ülke için çok kötü olacağı” uyarısında bulunur ve elbette ki Özgür Özel ile Veli Ağbaba’nın olumsuz hareketlerini ve emellerini ona anlatır. Kılıçdaroğlu onu dinler ve birşey söylemez.
Bugün beni en çok şaşırtan şey, bu CHP’li arkadaşın Özgür Özel’in lümpen davranışlarından hareketle onun nasıl zararlı bir kişilik olduğunu çok önceden deşifre etmesi olmuştur. Ama elbette ki bu arkadaş, Özgür Özel’in Erdoğan tarafından ajanlaştırıldığını düşünmüyordu. Bugün durum onun o günkü tespitlerinden çok daha vahimdir.
Devrimci hareketten gelen bu arkadaş, CHP gibi büyük ve köklü bir partinin ve de üstelik de genel başkanın Meclis’teki vekili olan bir üst düzey kadronun, kitle ile ilişkilerinde çok dikkatli ve örnek olması gerektiğini bildiği için, Özgür Özel’in lümpen davranışlarını ciddi bir kişilik zayıflığı olarak görmüş ve onu tehlikeli bir kişilik olarak kataloglamıştır. Bunda da ne kadar haklı olduğu bugün açıkça ortaya çıkmıştır.
Okur bu CHP’li yöneticinin Özgür Özel geldikten sonra ne olduğunu doğal olarak merak edecektir. Özgür Özel kendisi gibi bir kariyeristi oraya göndererek büyük bir hışımla onu ve arkadaşlarını yönetimden uzaklaştırdı. Bugün CHP’deki hava şudur: yeni yönetim partiyi uzun yıllar elinde tutmanın hesabı içerisindedir. AKP nasıl Erdoğan’ın partisi haline geldiyse, CHP de Özgür Özel’in partisi haline gelme sürecini yaşamaktadır. Özgür Özel kliği AKP rejimi aracılığıyla yeni bir Deniz Baykal dönemi oluşturma yolundadır.
Bundan dolayı Özgür Özel’in “Erdoğan ile AKP tarafından ajanlaştırılma” sürecinin anlaşılmasına, onun kişiliğinin derinliğine inerek devam etmek gerekmektedir.
İlk bakışta okur, “bunda ne var insanlar samimi bir ortamda kendi aralarında böyle şakalar yapabilir” diyebilir. Evet olabilir ve sorun tek bu olsaydı zaten kimse böyle birşey ileri süremezdi. Ama bu lümpen davranışlar yani “kişilik problemi” başka olumsuz politik olaylar ve davranışlar ile birbirlerini tamamlayan bir durum oluşturursa, işin rengi tamamen değişir. Bundan dolayı okur, Özgür Özel’in bu kişilik durumunu başka olaylarla birleşen ve birbirlerini tamamlayan bir unsur olarak ele almalıdır. Başka bir ifade ile “olumsuzluğu destekleyen önemli bir unsur” olarak ele almalıdır. Sonuçta bütün olaylar gelir ve bir insanın kişiliğinin niteliği üzerinde toplanır. Siz olumlu bir kişiliğe sahip birisine olumsuz politik olaylar yaptırmazsınız. Ama ciddi kişilik sorunu olan kişilere bunları daha kolay yaptırabilirsiniz. Bundan dolayı kişiliğin belirtisi olan küçük olaylar, her ne kadar detay olsalar da, her zaman bir kişiliğin analizinde önemli birer halka olabilirler.
Özgür Özel analizimizi çok önemli bir noktanın aydınlatılmasıyla derinleştirmek doğru olacaktır. O da Özgür Özel’in AKP ile girmiş olduğu bu yanlış ilişkinin ya da başka bir ifade ile ihanetin motivasyonu ya da motivasyonlarıyla ilgilidir. Bu noktanın üzerinden atlamak ve bu noktaya doyurucu bir cevap vermemek, ileri sürmüş olduğumuz iddianın çok zayıf kalmasına neden olacaktır.
(devam edecek)
DİPNOTLAR
1-Bakınız: https://t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/secmen-sayisi-nufusa-gore-neden-6-7-milyon-fazla,40125
2- https://youtu.be/yC8IGjXgQvM
3- https://youtu.be/QtF4_FfbZ9A
4-http://demokratikbirlik.org/akp-mhp-ittifakinin-secim-darbesine-dogru-mu
