CHP’de Ne Değişti?

CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38.Olağan Kurultay’ında, Kemal Kılıçdaroğlu sürpriz bir şekilde Genel Başkanlık yarışını Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği Özgür Özel’e  kaybetti. Kurultay’da yaşanan tartışmalar ve sonrasında ortaya çıkan dedikodular, CHP’de nasıl bir değişikliğin olduğu noktasında bir çok kafa karışıklığına neden oldu.   Kamuoyunun çok geniş bir kesiminde en çok merak edilen soru ise, CHP’de gerçekten bir değişimin olup olmadığı ya da oldu ise ne yönde olduğu noktasında düğümlenmektedir. 

CHP’de Ne Değişti?

CHP’de Ne Değişti?

Kemal Erdem 

CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38.Olağan Kurultay’ında, Kemal Kılıçdaroğlu sürpriz bir şekilde Genel Başkanlık yarışını Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği Özgür Özel’e  kaybetti. Kurultay’da yaşanan tartışmalar ve sonrasında ortaya çıkan dedikodular, CHP’de nasıl bir değişikliğin olduğu noktasında bir çok kafa karışıklığına neden oldu.  

Kamuoyunun çok geniş bir kesiminde en çok merak edilen soru ise, CHP’de gerçekten bir değişimin olup olmadığı ya da oldu ise ne yönde olduğu noktasında düğümlenmektedir. 

Kılıçdaroğlu ile Özel-İmamoğlu ikilisi arasındaki siyasi farkın ne olduğu ya da bu sonuncularının hangi noktalarda Kılıçdaroğlu’nu aşacakları büyük bir merak konusudur. Kılıçdaroğlu’nun liberal çizgisi bir yandan AKP-MHP ittifakı karşısında geniş bir ittifakın örülmesine yararken öte yandan da muhafazakar unsurların daha fazla partiye akmasına neden olarak partinin geleneksel kadro yapısını da sulandırmıştı. Kaldı ki gelen bazı muhafazakarların kötü bir sınav da vermeleri (Abdüllatif Şener gibi), parti içinde huzursuzluğu daha da arttırdı. Kılıçdaroğlu muhafazakarlar ile taktik ilişkiyi, onları partiye alacak kadar ileriye götürerek stratejik bir düzeye yükseltti.  

İşte İmamoğlu fenomeni CHP içerisinde, partinin muhafazakar alana doğru açılmasının bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bu fenomen tek bu yöne doğru açılmanın ürünü değildi ama rejimin dolaylı olarak CHP’yi muhafazakar bir çeper ile örmesinin de sonucuydu. Bu durum CHP’nin önüne ikili bir görev koymaktadır: parti bir yandan rejimi devirme öte yandan da kendi etrafında örülen muhafazakar kuşatmadan kendi kimliğini kaybetmeden çıkma görevi ile karşı karşıyadır. 

İmamoğlu bir sosyal demokrat politikacıdan ziyade, muhafazakar hareketten gelen biri gibi algılanmakta ve siyaset yapmaktadır. Bir yandan popülizmi kullanmakta öte yandan da mevkisinin gücünü kullanarak ve bu güç aracılığı ile belirli iş insanlarıyla ilişkilerini geliştirerek siyasette ilerlemeye çalışan bir profil sergilemektedir. Bu profil bir sosyal demokrat siyasetçiden ziyade daha çok ANAP’lı gibi hareket eden bir siyasi profile benzemektedir. 

Kılıçdaroğlu’nun yanlış siyaseti muhafazakarlığın önce parti içinde canlanıp ve sonra da yönetimi ele geçirmesiyle sonuçlanmıştır. CHP kendi kitlesini ittifak çerçevesinde muhafazakar kitle ile yan yana getirirken, iki kitlenin oluşturmuş olduğu “melez” anlayış parti içine de yansıyarak kadro ve liderlik düzeyinde de kendisini üretmiştir. Maalesef CHP bir muhafazakar partiye dönüşmektedir.  

Özel-İmamoğlu ittifakı, bir tür zorunluluk  ittifakıdır ve bu ittifak sorunsuz değildir. Bu ikili arasında da ileride bir kırılma beklenebilir. Çünkü İmamoğlu’nun yönetim anlayışı ve tarzı, CHP’de her zaman bir sorun yaratma potansiyeli taşımaktadır. 

Kurultay’dan sonra bir çok ciddi iddia ortaya dökülmüştür. Olayların gidişâtına bakıldığında bu iddiaların doğru olma ihtimali yüksektir. İşte bu iddiaların bir kaçı:

1-İmamoğlu-Özel ikilisinin Kurultay’da bazı delegelere para teklif ederek oylarını satın aldıkları iddia edilmektedir. Bu delegelerin her birine bir milyon ile bir buçuk milyon değerinde para verildiği ve bu paraların ise Beşli Çete ile Karadeniz iş insanlarından geldiği iddia edilmektedir (Bu iddialar Erdal Er ve Ahmet Nesin’in YouTube kanalında dile getirilmiştir). 

2-Bir diğer iddia ise, bu kliğin  genel seçimler için hiçbir olanağı seferber etmediği ama Kurultay için ise büyük olanakları seferber ettiği iddiasıdır. 

3-Özel ile İmamoğlu’nun Meral Akşener’in masadan kalkmasını organize ettikleri ve bu baskı ile Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekilmesini ve İmamoğlu’nun adaylığının önünü açmaya çalıştıkları iddia edilmektedir. 

4-Selin Sayek Böke’yi yanlarına çekerek, Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu cezasının açıklandığı gün Almanya’da kalmasını sağlayarak onun gözden düşmesini örgütledikleri iddia edilmektedir.

5-Genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesi için alttan alta çalıştıkları ve böylece partiyi daha kolay ele geçirebilecekleri iddia edilmektedir. 

6-Partinin üye kayıtları üzerinde tahrifatlarda bulunarak kendilerini desteklemeyen üyelerin üyeliklerini düşürdükleri ve böylece delege üzerinde etkide bulunmak istedikleri iddia edilmektedir. 

7-Kılıçdaroğlu’nun milletvekili listelerini oluşturması için görevlendirdiği  ekibi yanlarına çekerek , kendi yakınlarını seçilecek yerlerden aday yaparak, Kılıçdaroğlu’nu zayıflatmak istedikleri iddia edilmektedir.  Bunu son anda öğrenen Kılıçdaroğlu’nun “bana ihanet ettiniz” dediği iddia edilmektedir. Vs vs.

İşte Kurultay’da Kılıçdaroğlu’nun, çok yakınında bulunanlar tarafından arkadan hançerlendiğini belirtmesinin nedeninin, bu kliğin bu faaliyetlerinin sonucu olduğu  iddia edilmektedir. 

Bu yukarıdaki iddiaların doğruluğu noktasındaki en büyük şüphe Özgür Özel’in Genel Başkan seçildikten sonra sergilediği tutum ve söylemlerindeki hızlı değişimdir. Kurultay’da yaptığı konuşmada, delegeler önünde bu ayın sonundaki Tüzük Kurultay’ında  tüzüğü değiştirerek belediye başkan adaylarını ve milletvekili adaylarını örgütlerin belirleyeceği sözünü veren Özel, bir hafta sonraki konuşmasında bundan açıkça vazgeçtiğini belirtti. Bunu da yeterli zamanın bulunmadığına bağladı. Bu hızlı dönüş akla “Erdoğan vari” bir siyaseti ve anlayışı getirmektedir.

Kısacası Özel-İmamoğlu ekibi, alttan alta uzun dönem gizli bir çalışma yürütmüş ve parti etiğine ve hatta yasalara aykırı bir Kurultay mücadelesi yürütmüşlerdir. Eğer bu iddialar doğru ise (özellikle de para ile delege satın alınma) bunun sonuçlarının uzun dönemde parti için felaket olacağı bilinmelidir. Parti hem kimliğini hem de etiğini tamamen kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.  

Kaldı ki bu ikili, Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazandığı ama koruyamadığı aynı sorun ile karşı karşıyadır. Zaten temel mesele de budur. Bu ikili, rejimin oyları çalmasına nasıl engel olacaktır? Seçim kazanılsa dahi rejimin darbe mekaniğini nasıl boşa çıkaracaktır? Bu soruların hepsi havadadır ve kimse sorunun özüyle ilgilenmeden kısa dönemli çıkarlar peşinde koşmaktadır. 

Kılıçdaroğlu’nun gerçeği görmezden gelerek yaptığı siyasetin bir benzeri ve hatta daha da kötüsü Özel-İmamoğlu ikilisinde de görülmektedir. Bundan dolayı çok kısa bir süre içinde hem CHP örgütleri hem de milyonlarca sempatizan büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalacaklardır.