ÇÖZÜM SÜRECİ YA DA TARAFLARIN MANEVRA İHTİYACI

Bugün Türkiye’de “çözüm süreci” ya da “barış süreci” olarak adlandırılan politik manevranın ne AKP, ne MHP, ne PKK ne de DEM açısından gerçek anlamda bir barış beklentisiyle yürütülmediğini artık açıkça söylemek gerekir. Tarafların hiçbiri bu süreci bir “barış projesi” olarak ele almamaktadır. Barış ve çözüm söylemi, politikanın halka dönük psikolojik ve görüntüsel biçiminden ibarettir. Bu, bir aldatma değil; siyasetin doğasıdır.

ÇÖZÜM SÜRECİ YA DA TARAFLARIN MANEVRA İHTİYACI

ÇÖZÜM SÜRECİ YA DA TARAFLARIN MANEVRA İHTİYACI

Kemal Erdem

Bugün Türkiye’de “çözüm süreci” ya da “barış süreci” olarak adlandırılan politik manevranın ne AKP, ne MHP, ne PKK ne de DEM açısından gerçek anlamda bir barış beklentisiyle yürütülmediğini artık açıkça söylemek gerekir. Tarafların hiçbiri bu süreci bir “barış projesi” olarak ele almamaktadır. Barış ve çözüm söylemi, politikanın halka dönük psikolojik ve görüntüsel biçiminden ibarettir.

Bu, bir aldatma değil; siyasetin doğasıdır.


Çünkü barış ve çözüm, toplumların ezici çoğunluğunun en temel talebidir. Siyaset, manevra yaparken bu talebi göz ardı edemez. Aksine, bu talep üzerinden 
zaman kazanır, güç biriktirir ve kaçınılmaz olarak yaklaşan çatışmada en avantajlı politik mevzilenmeyi elde etmeye çalışır. Bugün yaşanan süreç tam olarak budur.

Dolayısıyla bu süreci, tarafların iyi niyetiyle, ahlaki tercihiyle ya da “barış iradesiyle” açıklamaya çalışan her yaklaşım, meseleyi kökten yanlış ele almaktadır.

Sürecin Kaynağı: İç Dinamikler Değil, Küresel Faşist Kırılma

Bugün yaşanan manevra süreci, Türkiye iç siyasetinin ürünü değildir. Bu sürecin gerçek kaynağı, Trump bağlamında dünya siyasetinde yaşanan faşist kırılma ve bunun Ortadoğu’ya yansımasıdır.

Trump’la birlikte ABD, liberal-demokratik hegemonya biçimini terk ederek açık biçimde faşist, otoriter ve gerici rejimlerle ittifaka dayalı yeni bir küresel stratejiye yönelmiştir. Bu stratejinin Ortadoğu ayağı ise özellikle Körfez monarşileriyle kurulan ittifak üzerinden şekillenmektedir.

Bu yeni düzenleme:

  • Kürt hareketini bölgesel düzeyde varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bırakmaktadır.
  • Aynı zamanda AKP iktidarını da tasfiye edilebilir bir aktör konumuna itmektedir.

Bu noktada MHP’nin pozisyonu kritik ve açıklayıcıdır. MHP, Trump merkezli bu küresel-faşist stratejiyi, hem PKK’yi hem de AKP’yi sıkıştıran bir kaldıraç olarak görmekte ve iktidara giden yolunu bu büyük tehdit üzerinden döşemeye çalışmaktadır. Bugünkü manevra sürecini “fırsat” olarak görmesinin nedeni budur.

“İhanet” Söylemi: Teorik Körlük ve Politik Sorumsuzluk

Bugün Türkiye’de bazı devrimci ve demokratik çevrelerde, Abdullah Öcalan’ın ve PKK’nin “devletle ve emperyalizmle uzlaştığı”, “davayı sattığı” yönünde iddialar dolaşmaktadır. Bu iddialar yanlış olmanın ötesinde, son derece tehlikelidir.

Bu insanlar :

  • Ya nasıl bir dünya konjonktüründe yaşadıklarının farkında değildirler,
  • Ya da olup biteni anlamak istememektedirler.

Bu çevreler, içinde yetiştikleri bazı devrimci kalıpların yanlış olduğunu kabul etmemekte ve dünyayı hâlâ geçmişin şablonlarıyla okumaktadırlar. Oysa bugün karşı karşıya olunan durum, klasik devlet–hareket çatışmasının çok ötesindedir.

KCK bu süreçte manevra yapmak zorundadır. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü güç dengesi, Kürt hareketi aleyhine son derece bozulmuştur. Hareket bunu bilmektedir ve bu yüzden manevra aramaktadır.

Şu soru burada hayati önemdedir: Eğer doğru manevra yapılamaz ve savaş başlarsa, Suriye ve Irak’ta yaşanacak büyük Kürt katliamını kim durduracaktır?
Bugün “ihanet” diye bağıranlar mı?

Bu soruya verilebilecek tek bir ciddi yanıt yoktur.

Manevra: Ahlaki Bir Seçim Değil, Varoluşsal Bir Zorunluluk

Meseleyi ahlaki bir düzleme çekmek, siyaseti anlamamaktır. Bugün yaşanan süreç, ne bir barış hayalidir ne de bir teslimiyettir. Bu süreç, yaklaşan büyük fırtına öncesinde mevzi alma çabasıdır.

Yanlış pozisyon almanın bedeli, yalnızca politik bir yenilgi olmayacaktır. Yanlış pozisyon, Kürtlerin Suriye ve Irak’ta fiziksel olarak tasfiyesi anlamına gelecektir. Bu ihtimal artık teorik değildir; somuttur.

Bu yüzden çözüm sürecini ya da müzakere görüntüsünü “ihanet” olarak damgalayan herkes, farkında olarak ya da olmayarak, yaklaşan felaketin politik zeminini güçlendirmektedir.