Erdoğan Trump Karşısında Nasıl Mevzileniyor?
Türkiye’nin bölgesel konumu doğrudan bir askeri müdahaleyi zorlaştırsa da, dolaylı askeri baskı, vekil güçler üzerinden istikrarsızlaştırma ve ekonomik kuşatma senaryoları giderek daha fazla tartışılmaktadır. Bu nedenle Erdoğan’ın yürüttüğü çok katmanlı denge siyaseti, yalnızca iktidarını koruma değil, Türkiye’nin dış müdahaleye açık hale gelmesini engelleme mücadelesi olarak da okunmalıdır.
Erdoğan Trump Karşısında Nasıl Mevzileniyor?
Kemal Erdem
Daha önce kaleme aldığımız “Trump Erdoğan’ı nasıl kuşatıyor?” başlıklı değerlendirmede, ABD ve müttefiklerinin hem bölgesel hem de Türkiye iç siyasetinde çok katmanlı bir strateji ile Erdoğan’ı sıkıştırdığını ele almıştık. Bu yazıda ise ters açıdan bakarak Erdoğan’ın bu kuşatmayı nasıl yarmaya, geciktirmeye ve etkisiz hale getirmeye çalıştığını inceleyeceğiz.
Suriye’de Esad yönetiminin yıkılmasıyla ortaya çıkan tablo, ilk bakışta yalnızca Kürt hareketi açısından değil, AKP açısından da stratejik riskler üretmiştir. Kürtler üzerinde başlayan baskı ve belirsizlik, zamanla Türkiye’ye doğru yansıyan bir güvenlik ve siyasal kırılganlık üretmiştir. Trump’ın Erdoğan’ı Kürtler, MHP, IŞİD ve El Kaide hücreleri üzerinden içeriden; uygun koşullar oluştuğunda ise uluslararası yaptırımlar üzerinden dışarıdan sıkıştıran bir hat kurduğu görülmektedir.
Son gelişmeler, Fetullah Gülen Cemaatinin de bu denklemde yeniden kullanılabilecek bir aktör olarak gündeme getirilebileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle Erdoğan’ın Doğu Perinçek hattı üzerinden Cemaat ile kontrollü bir yumuşama arayışına girerek, bu tabanın Trump kuşatmasının aktif bir parçasına dönüşmesini önlemek istediği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede Erdoğan’ın farklı cephelerde Trump’ın stratejisini kilitlemeye dönük hamlelerini başlıklar halinde ele almak mümkündür.
Kürt Dosyası ve Rojava Üzerinden Zaman Kazanma Stratejisi
Erdoğan’ın ilk ve en kritik hamlesi Kürt başlığında ortaya çıkmaktadır. İmralı üzerinden Abdullah Öcalan ile bir kanal açılması, PKK’nin Kandil merkezli önderliğinin Trump stratejisi doğrultusunda hareket ederek, AKP’ye doğrudan tehdit üretme kapasitesini geçici olarak sınırlama amacını taşımaktadır. Bu bir çözümden çok zaman kazanma ve cepheyi dondurma hamlesidir.
Ancak Erdoğan’ın burada son derece ince bir denge siyaseti izlediği görülmektedir. Trump’ın Rojava’yı bir baskı aracı olarak kullanıp Kandil’in stratejik tercihlerini yönlendirme çabasına karşı, Erdoğan çok seçenekli bir gizli strateji yürütmektedir. Rojava’da SDG’nin silahsızlandırılması yönünde üç aktörün ortak çıkarı bulunmaktadır: HTŞ (ABD ve Körfez hattı), AKP ve KDP. Buna rağmen Rojava’nın tamamen HTŞ’nin kontrolüne girmesi hem AKP hem KDP için tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle Rojava başlığında AKP ile KDP’nin örtük bir ortaklık içinde hareket ettiği görülmektedir.
AKP’nin birinci tercihi, çözüm sürecini Suriye’de HTŞ ve ABD’nin SDG üzerindeki baskısı ile birleştirerek, SDG’nin silahsızlandığı ve oluşan boşluğun KDP ile Türkiye destekli ÖSO tarafından doldurulduğu bir fiili denge yaratmaktır. İkinci seçenek ise bu senaryo gerçekleşmezse, İmralı kanalı üzerinden SDG’yi KDP–ÖSO–SDG ortaklığına zorlamaktır. Böylece PKK’nin etkisi zayıflarken HTŞ’nin alan kazanması da engellenecektir. Erdoğan açısından Türkiye sınırının kendi nüfuz alanındaki güçler tarafından örülmesi temel güvenlik hedefidir. Rojava bu hattın en kırılgan noktasıdır ve HTŞ’nin burayı ele geçirmesi, önce ÖSO’nun tasfiyesi ardından da cihatçı yapıların Türkiye’ye yönelmesi riskini barındırmaktadır.
Trump ise HTŞ baskısını kullanarak Kandil’e dolaylı bir teklif sunmaktadır: Rojava’nın PKK’de kalması karşılığında ABD stratejik hattında kalmak. Bu nedenle Kandil, Trump ile Erdoğan arasında stratejik tercih yapmakta zorlanan bir pozisyondadır. Erdoğan’ın Öcalan üzerinden yürüttüğü siyaset, Trump’ın Kandil üzerindeki baskısını dengeleme çabasıdır. Kandil’in alacağı kararın bölgesel gelişmelerin yönünü belirleyecek bir kırılma noktası olacağı açıktır.
MHP ve İç Siyasette Önleyici Denge Kurma Hamlesi
Erdoğan’ın ikinci hamlesi iç politikada MHP’ye karşı geliştirdiği önleyici stratejidir. Erdoğan, MHP’nin devlet içindeki kadrolaşmasını yolsuzluk operasyonları üzerinden sınırlandırmaya çalışırken, daha kritik olarak MHP’nin olası bir AKP–PKK çatışmasında PKK ve DEM’e yakınlaşma ihtimaline karşı tedbir almaktadır. Bu senaryonun CHP içinde Ekrem İmamoğlu hattıyla birleşmesi, Erdoğan açısından ciddi bir iç cephe riski oluşturmaktadır.
Bu risk karşısında Erdoğan’ın en önemli hamlesi CHP’nin Özgür Özel üzerinden denetlenmesi olarak görülmektedir. Gelişmeler, Erdoğan ile Özgür Özel arasında örtük bir mutabakat ihtimalini güçlendirmektedir. Olası seçimlerde kontrollü bir sonuçla yani bir seçim hilesiyle AKP–CHP koalisyonuna zemin hazırlanması, MHP’nin siyaseten yalnızlaşmasına yol açabilir. Böyle bir denge, DEM ve MHP’yi aynı anda boşlukta bırakırken İmamoğlu’nun da tecrit edilmesine neden olacaktır. Bu senaryo Trump’ın Türkiye içi siyasal parçalanma stratejisini önemli ölçüde boşa düşürebilir.
Cihatçı Yapılar ve Güvenlik Alanının Kontrolü
Üçüncü başlık, Erdoğan’ın IŞİD ve El Kaide hücrelerine yönelik yoğun güvenlik politikasıdır. Son dönemde bu yapılara karşı artan operasyonlar, yalnızca güvenlik tehdidini azaltma değil, aynı zamanda bu yapıların dış müdahaleler için kullanılabilir bir kaldıraç olmasını önleme amacı taşımaktadır. Erdoğan bu alanı sıkı kontrol altında tutarak, Trump’ın içeride yeni bir istikrarsızlık hattı açmasını zorlaştırmaya çalışmaktadır.
Cemaat Açılımı ve Yeni Bir İç Cepheyi Engelleme
Dördüncü olarak Erdoğan’ın Doğu Perinçek hattı üzerinden Cemaat ile kontrollü bir normalleşme arayışı dikkat çekmektedir. Bu hamlenin amacı, Cemaat tabanının MHP ile yakınlaşarak Trump’ın Türkiye içindeki dolaylı destek gücüne dönüşmesini engellemektir. Bu nedenle Cemaat başlığında olası bir yumuşama, ideolojik değil tamamen stratejik bir güvenlik refleksi olarak okunmalıdır.
Çin–İran–Rusya Hattı ve Yaptırımlara Karşı Dış Denge
Beşinci hamle Erdoğan’ın uluslararası yaptırım riskine karşı Çin ile geliştirdiği derin işbirliğidir. Bu hattın İran ve kısmen Rusya’yı da kapsadığı görülmektedir. Geçmişte Devlet Bahçeli’nin Türkiye’nin Rusya–Çin ekseni ile hareket etmesi gerektiği yönündeki açıklamalarının, Erdoğan’ın bu gizli denge siyasetini ABD’ye işaret etme amacı taşıdığı değerlendirmesi yapılabilir. Bahçeli’nin görünürde destek verirken aynı zamanda bu hattı deşifre eden bir rol üstlenmesi dikkat çekicidir.
Avrupa Kartı ve Transatlantik Bölünmeden Yararlanma
Altıncı olarak Erdoğan, ABD ile Avrupa arasındaki gerilimden yararlanma siyaseti izlemektedir. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerle geliştirilen ilişkiler, Trump’ın uluslararası baskısını dengeleme amacına hizmet etmektedir. Erdoğan bu şekilde ABD’nin tek taraflı yaptırım kapasitesini zayıflatmayı hedeflemektedir.
Kritik Soru: Askeri Seçenek Gündeme Gelebilir mi?
Bütün bu hamleler tek bir soruyu gündeme getirmektedir: Erdoğan Trump’ın planlarını bozmayı başarırsa Washington’un karşı hamlesi ne olacaktır? İran örneğinde görüldüğü gibi, askeri seçenekler tamamen dışlanmış değildir. Trump’ın Erdoğan’ın direncini kırmak ve Türkiye içindeki işbirlikçi güçlere alan açmak amacıyla sert ekonomik yaptırımların ötesine geçen askeri baskı seçeneklerini gündeme getirmesi ihtimal dahilindedir.
Türkiye’nin bölgesel konumu doğrudan bir askeri müdahaleyi zorlaştırsa da, dolaylı askeri baskı, vekil güçler üzerinden istikrarsızlaştırma ve ekonomik kuşatma senaryoları giderek daha fazla tartışılmaktadır. Bu nedenle Erdoğan’ın yürüttüğü çok katmanlı denge siyaseti, yalnızca iktidarını koruma değil, Türkiye’nin dış müdahaleye açık hale gelmesini engelleme mücadelesi olarak da okunmalıdır.
