Erdoğan ve İttifaklar

Ergenekon ve Erdoğan arasındaki ilişkiye dair kaçıncı yazı olduğunu bilmiyorum. Bundan bir önceki yazı da aynı konunun farklı bir boyutuyla ilgiliydi. Buna rağmen, stratejik ve hayati olmasından dolayı, bir kez daha net olarak konuya eğilmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Erdoğan ve İttifaklar

Ergenekon ve Erdoğan arasındaki ilişkiye dair kaçıncı yazı olduğunu bilmiyorum. Bundan bir önceki yazı da aynı konunun farklı bir boyutuyla ilgiliydi. Buna rağmen, stratejik ve hayati olmasından dolayı, bir kez daha net olarak konuya eğilmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Erdoğan’ın MHP ve Perinçek ile ittifak içinde devleti yönettiği somut veridir. Ancak birçok çevre, buna ek olarak, Ergenekon’un da asli güç olarak bu ittifakın içinde bulunduğunu ileri sürmektedirler. Bu çevreler daha da ileri giderek Erdoğan’ın bu ittifakın etkisiz bir unsuru, daha da ötesi “esiri” olduğunu ifade etmektedirler.

Konunun esasına geçmeden önce bir noktanın açıklanması önemli ve gereklidir. Yukarıda belirtilen analizi yapan her çevre, her siyasal grup veya analizci, farklı farklı Ergenekon tanımı yapmaktadırlar. Ortak bir Ergenekon tanımı bulunmamakta, tam bir kafa karışıklığı yaşanmakta, her çevrenin Ergenekon’u farklı olabilmektedir. Ergenekon olarak kimden söz edilmektedir, Ergenekon hangi siyasal güç veya hangi kurumsal yapıdır, burası tam olarak netleşmiş değil. Esasında bu olgu bile tek başına Ergenekon analizlerinin durumu açıklamakta yetersiz olduğunu göstermektedir.

Bunu belirttikten sonra esas konumuza geçebiliriz. Deniyor ki, Erdoğan, iktidara muhtaç ve mecburdur, Ergenekon, MHP ve Perinçek Erdoğan’ın bu zayıflığından hareketle Erdoğan’a kendi politikalarını dayatmakta ve uygulatmaktadırlar. Yani Erdoğan’ın iradesi elinde alınmıştır, Ergenekon’un bir esiridir. En son Davutoğlu da Erdoğan’ın esaret altında olduğunu, Ergenekon, MHP, Perinçek vasilerinin yanına 28. Şubatçıları da ekleyerek ve geçmişten de örnekler vererek söyledi.

Sondan söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Bu analizlerin hiç birisi mevcut politik gerçeklerle örtüşmemektedir. Bu tezlerde ileri sürüldüğünün aksine, bir ittifakla yürütülen bu iktidarın ana unsuru, yapıcısı, yürütücüsü ve uygulayıcısı Erdoğan’dır, diğer bileşenler, kimlerse, tamamı Erdoğan’dan daha fazla etkili değillerdir.

Devlet bir kurumlar toplamıdır ve bu kurumlar herkesin çok iyi bildiği, parlamento, hükümet, ordu, mit, emniyet, yargı, bürokrasi, ekonomik güç odak ve organları, medya, toplumsal örgütlülükler, üniversiteler ve benzeri kurumlardır. Erdoğan’ın bu kurumlar üzerindeki gücü veya güçsüzlüğü Erdoğan’ın devleti yönetip yönetmediğini ortaya koyacaktır.

Parlamentonun AKP’nin denetiminde olduğu biliniyor. Son yapılan sistem değişikliği yoluyla hükümetin Erdoğan’ın danışmanlarından oluştuğu da bilinmektedir. Böylece parlamento ve hükümetin Erdoğan’ın emir erlerinde oluştuğunu söyleyebiliriz. Elinde silah olan, özel eğitimden geçmiş bir milyonluk genç insandan oluşan ordu, eski sistemde devletin temel güç odağıydı. Ancak bugün, H. Akar eliyle, Erdoğan’ın savaşçı politikalarını uygulayan bir güç durumundadır. MİT, Türk devletinin çok temel kurumlarından birisidir ve yasal bağımlılıktan ayrı olarak, Hakan Fidan üzerinde Erdoğan’a bağlı operasyonal bir güç olmuştur. Silahlı, eğitimli yüzbinlerce gençten oluşan Emniyet teşkilatı, Erdoğan’ın doğrudan hâkim olduğu bir diğer silahlı güçtür.

Yargının muhaliflere, ama özellikle demokratik muhalefete karşı Erdoğan’ın kılıcı olarak işlev gördüğü herkesin malumudur. Bürokrasinin ise küçüğünde büyüğüne kadar Erdoğan’a biat ettiği ortadadır. Sermayeyi yöneten kurumların Erdoğan ve damadı tarafında nasıl bir keyfilik içinde yönetildiği ve ne gibi yolsuzluklarla kamu varlıklarına el konabildiği sağır sultanın bile bildiği bir sır durumundadır. Medyanın %90’nın Erdoğan’ın denetiminde olduğu inkâr götürmez bir gerçekliktir. Üniversiteleri, meslek odalarını ele geçirmek için yapılan baskıları hepimiz canlı canlı izlemekteyiz.

Bütün bunların dışında devletlerin her zaman kullandığı illegal paramiliter güçlerinin SADAT eliyle örgütlendirildiği, itibar yüklemesi yapılan mafyatik unsurların serbest bırakılarak, topluma göz dağı vermek için değerlendirildiği de bu tabloya eklenmelidir.

Burada ortaya çıkmaktadır ki, devletin bütün asli güç odakları Erdoğan’ın denetiminde bulunmaktadır.

Gerçek bu kadar açık ve netken nasıl oluyor da Erdoğan, Ergenekon’un, MHP’nin veya Perinçek’in “esiri” olabiliyor? O nedenle mevcut iktidar bloğunun/ittifakının, ana gücü, planlayanı ve yöneteni Erdoğan’dır, diğerleri işin figüranlarıdır.

Gerçeğin bir diğer yanı da şudur; Erdoğan’ın MHP’ye muhtaç olduğu ve o nedenle MHP’nin her istediğini yerine getirmek zorunda kaldığı iddia edilmektedir. Halbuki MHP, varlığını sürdürmek için devlet olanaklarına muhtaçtır bunun içinde AKP ile iş birliğine mahkumdur. Yani Erdoğan, Bahçeli’ye muhtaç olduğu kadar, Bahçeli de Erdoğan’a muhtaçtır. Dolayısıyla bu ikili birbirlerini besleyen siyam ikizleri gibidirler. Bu ikilinin birbirlerine ihtiyaçları kendileri için hayatidir.

Doğu Perinçek’in devletin yönetiminde etkili olduğu, Erdoğan’ın politikalarını belirlediği iddiası ise gerçek olmamakla birlikte aynı zamanda gülünçtür. Her dönem yaptığı “boş teneke gürültüsüne” rağmen Perinçek, sadece “dış kapının dış mandalı” olmaktan öte bir özelliğe sahip değildir. Toplumsal karşılığının olmadığı gibi ne uluslararası ortamda ne Türk devletinin kurumları içinde bir karşılığı yoktur.

Son olarak Erdoğan’ın muktedir olmadığı, esas muktedir olanın Ergenekon, MHP ve Perinçek ekibi olduğu analizi, sadece masum değil, aynı zamanda yanlış zararlı ve tehlikelidir. Her Şeyden önce bu analizin doğal sonucu halkların düşmanı olan Erdoğan’ı masumlaştıran, niyetten bağımsız Erdoğan’ı asıl hedef olmaktan çıkartan bir sonucun doğmasına yol açmaktadır.

Hedefin doğru belirlenmesi mücadelenin çok temel bir sorunu, yanlış yapmamak kazanmanın temel koşuludur. Doğru hedefi belirlerken sahte müttefiklere bel bağlamamak da bir o kadar önemlidir. Asıl olan halkların örgütlü mücadelesini yükseltmek, büyütmek ve ilerletmektir.

Aziz Tunç