KÜRESAM ANALİZ: ABD-RUSYA REKABETİNDE UKRAYNA VE KARADENİZ

Ukrayna üzerinden başlayan rekabetin ve çatışmanın arka planı, tahmin edilenden çok daha derin ve kapsamlı bir stratejiyi oluşturuyor. Karadeniz havzasında, Ukrayna’nın iç politik sorunları üzerinden ABD-Rusya rekabeti bölgesel bir krize doğru eviriliyor. Bu kriz birçok ülkeyi askeri, politik ve ekonomik olarak etkileyecektir. Kimin nerede nasıl bir pozisyon alacağı da önem kazanıyor.

KÜRESAM ANALİZ: ABD-RUSYA REKABETİNDE UKRAYNA VE KARADENİZ

Ukrayna üzerinden başlayan rekabetin ve çatışmanın arka planı, tahmin edilenden çok daha derin ve kapsamlı bir stratejiyi oluşturuyor. Karadeniz havzasında, Ukrayna’nın iç politik sorunları üzerinden ABD-Rusya rekabeti bölgesel bir krize doğru eviriliyor. Bu kriz birçok ülkeyi askeri, politik ve ekonomik olarak etkileyecektir. Kimin nerede nasıl bir pozisyon alacağı da önem kazanıyor.

Krizin merkezinde olan Ukrayna

 Avrupa ve Slav toplumları arasındaki tarihsel bağı sağlayan en önemli ülkelerden biri olan Ukrayna; Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ‘Bağımsız Devletler Topluluğuna’ katıldı. 2004 yılında BDT’den fiilen ayrıldı. Ukrayna Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü işlevi görüyor. Doğuda ve kuzeydoğuda Rusya, kuzeybatıda Belarus, batıda Polonya, Slovakya ve Macaristan, güneybatıda Romanya ve Moldova komşusudur. Ayrıca güneyde Karadeniz ve Azak Denizi’ne kıyısı bulunmaktadır.

Ukrayna 603.628 km² yüz ölçümü ile Rusya’dan sonra Kara Avrupa’nın en büyük ülkesidir. 2020 yılı verilerine göre Ukrayna’nın tahmini nüfusu 48 milyon civarındadır. Nüfusun %72,1’i Ukraynalılar, %22,1’i Ruslar, %0,9’u Beyaz Ruslar, %0,6’sı Moldovalılar oluşturuyor. %3,9’unu da Bulgarlar, Macarlar, Rumenler, Yahudiler, Ermeniler, Çingeneler, Lehler, Macarlar, Azeriler, Gagavuzlar, Yunanlılar, Gürcüler ve Almanlar oluşturuyor. Ukrayna merkezi bir cumhuriyet görülmesine rağmen 25 özerk bölgeden oluşuyor. Her bölgenin kendisine has yönetimi, başkenti ve bayrağı bulunuyor.  

Kırım’ın Rusya’ya katılması

1954 yılına kadar Moskova’ya bağlı olan Kırım Yarımadası, Sovyetler Birliği lideri Nikita Kuruşçev döneminde Ukrayna’ya bağlandı. Aralık 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin resmen dağılmasıyla nüfusun önemli bir kesiminin Rus kökenli olduğu Kırım’da yapılan referandum ile ‘özerk cumhuriyet’ statüsünü aldı ve Ukrayna’ya bağlı özerk yapı olarak varlığını sürdürdü.

26 Şubat’ta 2014 tarihinde Rus yanlısı milisler, 26 bin km2 bir alanı kapsayan ve yaklaşık 2 milyon nüfusu bulunan Kırım yarımadasındaki bütün stratejik noktaları ele geçirdiler.  Moskova’nın askeri ve politik desteğiyle oluşturulan ‘Kırım Yüksek Konseyi’ 16 Mart tarihinde Kırım’ın Rusya’ya katılıp katılmayacağını belirleyen referandumun yapılmasına karar verdi. Yapılan referanduma katılım oranı %83 olarak açıklandı.  Kırım’da %96,77, Sivastopol’de ise %95,6 oranında Rusya’ya bağlanmak yönünde oy kullandı. Kırım parlamentosunun resmen Rusya’ya bağlanma talebini onaylamasıyla yeni bir süreç başladı. Rus Parlamentosu olarak bilenen Duma, Kırım bölgesindeki karara uyarak birleşmeyi onayladı. Bugün Kırım, Rusya’ya bağlı bir bölge haline gelmiş bulunuyor.

 Dönetsk ve Lugansk Bölgelerinin Ayrılma Talebi

İç çatışmaların artarak devam ettiği Ukrayna’nın doğusunda bulunan ‘Donetsk Halk Cumhuriyeti’ ve ‘Lugansk Halk Cumhuriyeti’ tek yanlı bağımsızlıklarını ilan ettiler. Donetsk bölgesinin yüz ölçümü 26,500 km2 ve nüfusu da yaklaşık 4,8 milyondur. Lugansk bölgesinin ise yüzölçümü 26,700 km2 ve yaklaşık 2,5 milyon nüfusu bulunuyor. Donetsk ve Lugansk, 2014 yılından bu yana Rusya’ya yakın milisler tarafından kontrol ediliyor. Rusya askeri olarak bu bölgeyi aktif olarak desteklemeye devam ediyor.

 Bu iki bölgenin fiilen oluşan statüsünün belirlenmesi ve anayasal bir güvenceye kavuşturulması için Moskova’nın açık bir talepte bulunduğu biliniyor. Bu iki bölgenin idari statüsü netleşmeden Ukrayna’da politik bir istikrarın sağlanması oldukça zor görünüyor. Ukrayna’nın Kırım, Donetsk ve Lugansk’ın idare yapısının kabulü aynı zamanda diğer bölgelerin pozisyonunu da tartışmalı hale getirecektir.  

Ukrayna aslında Kırım bölgesinin Rusya’ya katılmasını fiilen kabullendi. Ancak sorun Kırım ile kalmayıp Donetsk ve Lugansk’ın gibi bölgelerin tek yanlı bağımsızlıklarını ilan edip Rusya’ya katılma isteklerini dile getirmeleri Ukrayna için önemli bir sorun olacaktır.

Bölgesel ilişkilerde önemi artan Karadeniz

Güneydoğu Avrupa ile Anadolu yarımadası arasında yer alan Karadeniz’in yüz ölçümü 461.000 km²’dir. Kuzeyinde Ukrayna, Kuzeydoğusunda Rusya, Doğuda Gürcistan, Güneyde Türkiye, Batıda Romanya ve Bulgaristan ile çevrili bir iç deniz olarak tanımlanır. Atlas Okyanusu’na İstanbul boğazı ve Çanakkale boğazı üzerinden Marmara Denizi-Ege Denizi ile Ak Denize bağlanır. Cebelitarık Boğazı ile de dolayı olarak okyanusa açılır.   

Karadeniz sahillerinde sınırı bulunan 6 ülke fiilen birbirine komşu sayılmaktadırlar. Kara Deniz üzerinde yürütülen egemenlik olanı jeo tratejik ilişkilerin geleceği bakımından önemlidir. Karadeniz  havzasının kontrolü Avrasya ve Kafkasya stratejisinin geleceğini de doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle Ukrayna üzerinde yürütülen rekabet aynı zamanda Kara Deniz’e akim olma mücadelesidir.

Azak Denizi’nin Kontrolü ve Hazar Denizi Yolu

2014’te Kırım’da yapılan referandumla Rusya’ya katılma kararı almasıyla Kerç boğazı tamamen Rusya’nın kontrolüne girdi. Kerç boğazı üzerinden yapılan köprüyle Rusya ile yarımada Kırım arasında doğrudan kara yolu bağlantısı kurulmuş oldu. Bu köprü ekonomik faydadan çok stratejik bakımından çok daha fazla önem arz ediyor. Böylelikle hem Azak denizinin bütünlüklü olarak kontrol erilmesi hem de Kırım yarım adasının askerileştirilmesi bakamından önemli bir işleve sahiptir. 2.Dünya savaşından sonra Rusya tarafından gerçekleştirilen Volga-Don Kanalı ile Azak Denizi, Hazar Denizine bağlandı. Böylelikle Karadeniz-Azak Deniz-Hazar Denizi arasında kurulan  kanal yolu, çatışma ve rekabetin önemini çok daha fazla arttırıyor.

Montrö Sözleşmesi ve Boğazların Önemi

Karadeniz, İstanbul boğazı ve Çanakkale boğazı üzerinden Marmara Denizi-Ege Denizi ile Ak Denize bağlanır. Cebelitarık Boğazı ile de dolayı olarak Atlas okyanusuna açılır.  Bir iç deniz olarak bilinen Karadeniz’in kontrolü Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını denetleyen Ankara’da olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 20 Temmuz 1936 tarihinde çok taraflı sözleşme olarak tanımlanan ‘Montrö Sözleşmesi’ İsviçre’nin Montrö kentinde Türkiye, Bulgaristan, İngiltere, Yunanistan, Avustralya, Japonya, Romanya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi. Anlaşmanın kısa özeti “Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkının» verilmesidir. Montrö Sözleşmesinin kabulünde Sovyetler Birliği, çok önemli bir rol üstlendi. İkinci Dünya savaşının olma olasılığının arttığı bir dönemde, Hitler’in Almanya deniz kuvvetlerinin Karadeniz üzerinde olası bir saldırıyı bertaraf etmek için Montrö sözleşmesinde Ankara’yı çok aktif olarak destekledi. Ankara’nın özellikle Savaş gemilerinin geçişi konusunda belirli bir inisiyatif alması esasen Sovyetler Birliği’ne yönelik olası saldırıların önünün kesilmesinde önemli bir işlev gördü. Bu nedenle Montrö Sözleşmesi Ankara kadar Moskova’nın da stratejik çıkarlarına uyumluydu. Bugün Rusya-Moskova için Montrö Sözleşmesi canlılığını ve önemini koruyor. Çok taraflı sözleşmenin değiştirilmesine hiçbir şekilde onay vermeyecektir.

ABD’nin Hedefi: Kara Deniz’i NATO denizi haline getirmek

Biden’ın başkanlık seçimlerini kazanmasıyla başlayan süreç ABD’nin Avrupa ve NATO stratejisinin yönelimleri netleşti. NATO’nun askeri ve politik etki alanını genişletmek, özellikle AB ile ilişkilerin yeniden istikrara kavuşmasını sağlamak gibi kesin kararlar aldı ve bunu uluslararası kamuoyu ile paylaştı. Buna karşılık NATO ve AB’den bir kısım talepleri de gündeme getirdi. Bu taleplerin en somutlaşmış hali; Rusya’nın Avrupa kıtasındaki etki alanını sınırlayarak askeri, politik ve ekonomik olarak kontrol altına almaktır. Rusya-Ukrayna gerginliği de söz konusu adımların atılmasını sağlamak için bir gerekçe olarak ön plana çıkmaya başladı.

Ukrayna’da yaşanan gelişmeler gerekçe gösterilerek Rusya üzerinde baskı uygulama politikası belirlenen stratejinin ana hamlelerinden birini oluşturuyor. Bu süreç sanıldığından çok daha kapsamlı bir planı oluşturduğu gibi Biden’in dolaylı olarak NATO ortaklarına ve AB müttefiklerine ‘ABD’den mi yanasınız yoksa Rusya’dan mı yanasınız?’ Sorusunu soruyor. Yeni ABD yönetiminin bu dolaylı çıkışının ne kadar başarılı olacağı oldukça tartışmalı olsa da bölgesel güç dengelerinin belirlenmesi için yeni bir süreç olacaktır. Burada sorunun Ukrayna olmayıp Avrupa, Avrasya, Karadeniz bölgesini kapsayan bir küresel krizden bahsediliyoruz.

ABD’nin stratejisi -eğer Almanya’yı ikna edebilirse- Ukrayna’yı ve Gürcistan’ı NATO üyesi yaparak hem Rusya’yı en yakın deniz sınırında kuşatmak hem de Karadeniz üzerinde tam bir askeri hâkimiyet sağlamaktır. Ukrayna ve Gürcistan üzerinden Avrasya ve Kafkasya’ya açılmak ve ikinci Bush döneminden itibaren ABD’nin bölgede kaybettiği etkinlik alanını yeniden kazanmaktır. Bunun tahmin edilenden çok zor olduğu geçmiş yıllarda görüldü. ABD, bu stratejiyi tek başına değil NATO üzerinde gerçekleştirmeye çalışacaktır.

AB politikasında diplomasiyi esastır

Almanya ve Fransa merkezli AB’nin bölgesel politikaları çok hassas dengeler üzerinde yürüyor. AB bütünlüklü olarak Rusya’nın Ukrayna üzerindeki askeri, politik ve ekonomik baskılarına karşı çıkıyor. Kırım’ın ilhak edildiğini ve kesinlikle kabul görmeyeceğini belirtiyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden ödün verilmeyeceğini deklare etti.  Ukrayna’nın AB’ne alınması için süreç devam ederken, Almanya tersten Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın NATO üyesi olmasına karşı çıkıyor. AB ile Rusya arasında enerji başta olmak üzere bir çok alanda stratejik bağlar kurulmuş. Bu nedenle NATO ile Rusya arasında askeri gerilimlerin artmasında yana değil. AB, ABD’nin Rusya’yı Avrupa ve Kafkasya üzerinden izole edilmesine sıcak bakmıyor.  Bu nedenle Ukrayna meselesini daha çok diplomatik ilişkiler içerisinde çözmeye çalışıyor.

Rusya, Karadeniz üzerindeki hakimiyetini kaybolmasına izin vermez

Rusya’nın küresel dünyadaki hakimiyeti sadece askeri gücünden gelmiyor aynı zamanda küresel sistemin en önemli stratejik bölgelerini kontrol ediyor. Orta Asya, Avrasya, Kafkasya gibi dünyanın kalpgahı olarak bilinen bölgeleri bütünüyle kontrol ediyor. Dünyanın en geniş ülkesi olan Rusya, küresel rekabete konu olan alanlarında hiçbir şekilde izin vermeyeceğini bir çok kez açıkladı.

Rusya’nın Ukrayna stratejisi sadece Kırım ve iki bölge üzerinde hakimiyet sağlamak değil esasen Azak Denizini ve Karadeniz üzerinde hakimiyet sağlamayı esas alıyor.  Çünkü bu iki bölgeyi kontrol etmeden özellikle Kafkasya ve Avrasya üzerindeki hakimiyetini sağlamayacağının farkındadır. Bu nedenle ABD’nin Romanya ve Polonya üzerinden NATO askeri birliklerini aktifleştirmesine karşı çok sert önlemleri alacağını deklere etmesi bir blöf değil. Tersine Rusya’nın Ukrayna sınırına askeri birliklerini gönderip S-300 ve S-400 hava savunma sistemlerini ve orta menzilli füzelerini aktifleştirmesi askeri çatışma olasılığını gündeme getirdi. Rusya, ABD’nin Karadeniz hamlelerine karşı sert bir reaksiyon göstermekten çekinmeyeceği gibi Ukrayna’nın NATO üyesi olmasına karşı beklenilenden çok daha ciddi hamleler yapabilir.

Türkiye’nin Karadeniz Politikası

Ukrayna merkezli Karadeniz’deki gerilim özellikle Ankara’yı ciddi oranda zorlayacaktır.  ABD, Savaş gemilerini Karadeniz’e gönderme kararı aldı. Ankara hiçbir şekilde ABD ile yaşadığı ciddi sorunlar dikkate alındığında gemilerinin geçişini engellemeyeceği açık. Eğer gemilerin geçişini engellerse, Washington’un Ankara’ya yönelik politik hamleleri çok daha sert olacaktır. Örneğin Doğu Akdeniz’de ve Suriye’de Ankara’ya yönelik ciddi hamleler gündeme gelebilir. S-400’ler gerekçesiyle ekonomik ambargo süreci hızlanabilir.

Türkiye eğer ABD’nin yanında yer alırsa tersten Rusya’dan Ankara’ya yönelik ciddi yaptırımlar gelecektir. Örneğin Suriye’de özellikle İdlib’de Ankara’ya karşı çok kapsamlı operasyonlar gündeme gelmesi sürpriz olmaz. Putin’in Erdoğan’ı Montrö Sözleşmesinin ihlal edilmemesi konusunda aradı dahası uyardı denebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky İstanbul’da bir araya geldi.   Erdoğan, düzenlenen ortak basın toplantısında, “İşbirliğimiz hiçbir surette üçüncü ülkelere karşı bir girişim değildir” açıklaması esasen Putin’i kızdırmamak için verdiği bir mesajdır.

Ankara, Rusya-ABD arasında denge kurmaya çalışıyor. Ancak iki güç arasındaki rekabette, iki tarafı idareye etmeye çalışmak gibi bir politika başarısız sonuçlar doğurur. Ukrayna/Karadeniz geriliminde kriz yaşama olasılığı olan ülkelerden biri Türkiye’dir.

Kaynak:kureselstrateji.org