KÜRESAM ANALİZ: RAND CORPORATİON’UN 2021 YILI ORTADOĞU RAPORUNDA SURİYE VE KÜRTLER

Rand Corporation Düşünce Kuruluşu, Biden yönetiminin talebi üzerine ‘Orta Doğu’da ABD Stratejisini Yeniden Tasarlamak’ ismiyle çok kapsamlı bir rapor hazırladı. 187 sayfalık raporda Türkiye’yi, İran’ı, S. Arabistan’ı, İsrail’i de kapsayan önemli saptamalar yapılmış. Raporda, Obama dönemi dahil olmak üzere özellikle Trump döneminin ‘Ortadoğu politikasına yönelik önemli dolaylı eleştirilere de yer verilmiş. Önümüzdeki süreçte nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğine dair bir kısım önerilerde veya tavsiyelerde bulunuyor.

KÜRESAM ANALİZ: RAND CORPORATİON’UN 2021 YILI ORTADOĞU RAPORUNDA SURİYE VE KÜRTLER

Rand Corporation Düşünce Kuruluşu, Biden yönetiminin talebi üzerine ‘Orta Doğu’da ABD Stratejisini Yeniden Tasarlamak’  ismiyle çok kapsamlı bir rapor hazırladı. 187 sayfalık raporda Türkiye’yi, İran’ı, S. Arabistan’ı, İsrail’i de kapsayan önemli saptamalar yapılmış. Raporda, Obama dönemi dahil olmak üzere özellikle Trump döneminin ‘Ortadoğu politikasına yönelik önemli dolaylı eleştirilere de yer verilmiş. Önümüzdeki süreçte nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğine dair bir kısım önerilerde veya tavsiyelerde bulunuyor.

Raporun geneline ilişkin bir kısım değerlendirmeleri önümüzdeki günlerde yapymaya devam edeceğiz.   Bu analizde daha çok Suriye politikası üzerinde duracağız. Raporda Suriye’deki mevcut durumun bir özeti yer verilmiş; “İç savaşın insani maliyeti, 585.000 ölüm ve nüfusun yarısından fazlasının (yaklaşık 12 milyon) yerinden edildi. Ülkenin GSYİH’si yüzde 75 oranında azaldı ve Suriyelilerin yüzde 70’inden fazlası aşırı yoksulluk statüsünde bulunuyor. İki ABD yönetimi- Obama ve Trump yönetimleri bz- Suriye’ye barış getiremedi. Kimyasal silahların kullanılmasını ve diğer savaş suçlarını durdurmayı başaramadı. İç savaş, IŞİD’in gelişmesine yol açan bir boşluk yarattı.”

Suriye iç savaşının yarattığı göçün trajik durumuna da dikkat çekiliyor. Özellikle Suriyeli göçmenlerin Avrupa gitmelerinin AB için ciddi bir politik soruna yol açtığı vurgulanıyor: “Savaşın önemli bir ikincil etkisi, 2015 yılında bir milyondan fazla Suriyelinin Avrupa’ya kitlesel olarak göç etmesiydi. Bu durum Avrupa’da popülist partilerin, göçmen karşıtı politikaları kullanmaları seçimlerim sonuçlarını etkiledi. Öyle ki Avrupa Birliği’ni ikiye böldü.” 

AB içerisinde ciddi bir sosyo-politik sorun haline gelen bu durum, Türkiye-AB ilişkilerinde belki de en zayıf halkayı oluşturuyor. Ankara’daki iktidarın sık sık, ‘Suriyeli göçmenlerin AB ülkelerine gitmeleri için teşvik ederim’ şantajı Brüksel’de nispeten etkili oldu/oluyor. Ankara’ya sürekli tavizler vermek zorunda kalan AB yöneticileri de mültecilere yardım amacıyla Ankara’ya para aktararak sorunu çözmeye çalışmaktaydı. AB Liderler zirvesinin toplantısında doğrudan Suriye’ye yönelik önemli yatırımların tartışılmaya başlanması aynı zamanda Türkiye’nin Suriye kartına karşı bir hamle olarak değerlendiriliyor.

ABD’nin Suriye’de beklenen etki gücünü yaratamaması nedeniyle Rusya’nın ve İran’ın etki alanın çok daha fazla arttığına dikkat çekiliyor: “Suriye’de süregelen çatışma hem ABD’nin çıkarlarını olumsuz yönde etkiledi hem de İran’ın ve Rusya’nın varlığını daha fazla güçlendirmesine olanak sağladı. Obama ve Trump yönetimleri, yeni bir anayasa ve muhtemelen Esad’ın iktidarını seçimler yoluyla sona erdirmeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı 2254’ü destekledi. Güvenlik Konseyinde Rusya ve Çin vetoları ve Astana süreci, Birleşmiş Milletler Cenevre görüşmelerindeki ilerlemeyi engelledi… Ancak bazı analistler Rusya’nın Esad’ı desteklemekten yorulacağını ve taviz vermesi için baskı yapacağını umuyor. Bununla birlikte Rusya, rejimi desteklemeye yönelik başarılı müdahalesi sayesinde hem itibar ve hem de üs hakkı kazandı. Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri Esad’ı değiştirmekte başarısız oldu ve bunun yerine, giderek artan bir şekilde maksimalist hedeflerle baskıyı arttırdı. Nitekim 2018’in başlarında Trump yönetim, İran ve İran destekli tüm güçlerin Suriye’yi terk etmesini talep etmek için hedeflerini genişletti… Ama tüm İran güçlerinin Suriye’den uzaklaştırılmasını hedefleyen herhangi etkili bir politika uygulanamadı….”

Rapor; “ABD’nin Suriye’deki asker varlığı konusundaki tereddütleri, Suriye’nin doğusundaki durumu olumsuz yönde etkiledi ve ABD’nin müttefik olarak güvenilirliği konusunda şüphe uyandırdı. ABD destekli SDG, IŞİD’i Suriye’nin doğusundan çıkarmak için altı yıllık zorlu ve kanlı bir kampanyayı bitirmeden önce bile, Başkan Trump, SDG’yi destekleyen ABD danışma güçlerini geri çekme niyetini açıkladı.” Uyarılar sonrasında güçlerin tamamımın geri çekilmesi durduruldu ve “2020’nin sonlarına doğru Suriye’nin doğusunda ve güneyinde yaklaşık 700 asker kaldı.” Böylelikle Trump’ın istikrarsız Suriye politikası, ‘ABD’nin etki alanını ve güvenini sarstı.’

Rapor “ABD’nin tüm güçlerini Suriye’den çekme niyetini defalarca açıklayarak bölgeye ilgisinin azaldığının sinyalini verdi. Ancak ani bir geri çekilmenin, IŞİD’i yerinde etmeye çalışan SDG’nin çabalarını baltalamaya yönelik olabileceği ve başarılı askeri operasyonlardan elde edilen kazanımları kaybetme tehlikesi taşıyacağı uyarısıyla karşılaştı.” Trump’ın yaptığı açıklamaların SDG denetiminde olan bölgelerin Türkiye tarafından desteklenen cihatçı güçlerin ‘açık hedefi haline geldiğini ve bazı bölgeleri ele geçirmelerine yol açtığını’ belirtiyor.

Kuzey Doğu Suriye’deki gelişmelerin olumsuz yansımasına değinen rapor “Suriye’nin kuzeydoğusundaki 2000 yabancı IŞİD savaşçısı dahil olmak üzere binlerce üyesi kamplarda bulunuyordu. SDG’nin bunları tek başına kontrol edemezdi.  9.000 Iraklı ve Suriyeli IŞİD militanından oluşan bir başka grup da SDG’nin kontrolü altındaydı ve SDG bir kısmını kendi inisiyatifiyle yerel Suriyeli aşiretlere teslim etmek zorunda kaldı…”  Trump’ın ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklaması özellikle IŞİD’in yeniden aktifleşmesine nesnel bir zemin hazırladı.

Trump’ın Suriye’deki askeri birliklerinin çekilmesine yönelik açıklamaları özellikle Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarında temkinli karşılandı ve Başkan’ın çekilme işleminin durdurulması için belirli bir baskı oluşturdukları görüldü. Trump daha sonraki açıklamalarında birliklerin bir kısmının kalacağını açıkladı. Rapor şunları belirtmiş: “IŞİD tutuklularının bu çözülmemiş ve tehlikeli durumuna ek olarak, Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmasına karar verilen küçük bir ABD birliği, rejimin bölge üzerinde kontrol sağlamasına yardımcı olmak için bölgeye taşınan Rus kuvvetleriyle sürekli ve artan bir çatışmalarla karşı karşıya kaldı. ABD hükümeti daha sonra, bölgede kalan ABD birliklerini korumaya yardımcı olmak ve IŞİD’in petrol sahalarının kontrolünü yeniden ele geçirme çabalarını karşı bazı zırhlı birliklerini Kuzey Doğu Suriye’ye gönderdi…. “

Rapor durumu tespiti yaptıktan sonra Suriye’deki gelişmeleri dikkate alarak   bir kısım öneriler sunuyor:

Birincisi, “Savaşın neden olduğu insani acıyı hafifletmek için ABD, insani yardımı sürdürebilir ve gerektiğinde artırabilir ve muhalefetin son kalesi olan İdlib’den büyük bir mülteci çıkışı olasılığını en aza indirmek için Türkiye’yi devreye sokabilir. Bir milyon yerinden edilmiş insan, zaten tıka basa dolu bu eyalette-İdlib bn- toplanmış durumda. Birleşmiş Milletler, Rusya’nın ve Çin’in Türkiye-Suriye sınırındaki tek bir insani erişim noktasıyla sınırlamayı kaldırmak için diplomatik baskıyı artırılabilir.”  Ayrıca “İdlib ateşkesinin desteklenmesi, hava bombardımanının durdurulması, insani yardımın serbest akışı, mültecilerin engelsiz dönüşü, yerelleştirilmiş dahil olmak üzere rejimden belirli tavizler vermek için şartlı olarak sunulabilir” diyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Suriye oturumuna başkanlık ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in ‘İdlib’deki trajediye sessiz kalınmaması ve acilen bir kısım adımların atılması için girişimlerden bulunulmasını’ istemiş olması, raporun dikkate alındığını gösteriyor.

İkincisi, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki SDG’yi destekleyen ABD varlığı, SDG’nin çoğunluğa sahip olduğu ve sınırlı özerklik kazanma umuduyla Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ilan ettiği yerlerde uzun vadede istikrar sağlama umutlarını desteklemek gerekir…” Kuzey-Doğu Suriye’deki SDG’nin İŞİD tehlikesine karşı desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. ABD’nin Suriye’de etkili bir politika oluşturmak için ‘SDG ile ittifak kurmaya devam edeceklerini ve askeri olarak desteklemeyi sürdüreceklerini’ açıklamış olmaları yeni dönem stratejinin yönünü belirliyor. Bu politikanın Şam üzerinden baskı kurmak için önemli olduğuna da dikkat çekiliyor. Cenevre görüşmelerinde SDG’nin sürece dahil olması için ABD Dışişleri Bakanlığının BMGK nezdinde bir kısım girişimlerde bulunması, ABD’nin Ortadoğu-Suriye politikasının yönü bakımından bir fikir veriyor.

  Üçüncüsü, “ABD Dışişleri Bakanlığı, IŞİD’in yeniden kurulmasına izin verecek kitlesel bir hapishane kaçışının felaket senaryosunu önlemek için IŞİD tutuklularının ülkelerine geri gönderilmesi için ilgili ülkeleri ikna etme çabalarını artırabilir.” IŞİD’in bölgedeki varlığı halen tehlike oluşturacak biçimde devam ediyor. IŞİD militanlarının önemli bir kesimi SDG kontrolünde bulunan bölgede bulunuyor. Tutuklular da SDG’in denetiminde olan hapishane ve kamplarda tutuluyor. IŞİD ile mücadele de SDG’nin desteklenmeye devam edilmesi bir bakıma zorunluluktur.

 Rapor oldukça uzun ve kapsamlı bir değerlendirmeyi içeriyor. Özet olarak sunduğumuz Suriye bölümü dahil olmak üzere ABD’nin Ortadoğu’ya dönüşünün politik arka planı oldukça kapsamlı anlatılmış.

ABD’nin Suriye politikasında Kuzey Doğu Suriye’yi kontrol eden SDG ile kuracağı ilişki veya ittifak son derece önemlidir. Sorun sadece IŞİD’in tasfiyesi olmayıp esasen Suriye üzerinden yürütülen rekabet ve savaşın arka planı Doğu Akdeniz stratejisinden İran’a yönelik politikalara kadar kapsamlı bir alanı oluşturuyor.  Burada kilit rolü Kürtler oynuyor. Bölgesel gelişmeler bunu doğrular niteliktedir.

Kaynak: küreselstrateji.org