MHP ve “Komisyon”

Türkiye siyasetinde son dönemin en tartışmalı başlıklarından biri, MHP’nin “çözüm süreci” görünümlü çıkışları ve Meclis’te kurulmak istenen komisyon tartışmasıdır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK ile sürecin ilerlemesi için bastırıyor görünmesinin gerçek amacı hâlâ geniş kesimlerce çözülememiş durumdadır. Ancak bize göre, Bahçeli’nin attığı adımlar, rastlantısal ya da taktiksel değildir; tersine, belirli bir uluslararası planlamanın parçası olan stratejik hamlelerdir.

MHP ve “Komisyon”

MHP ve “Komisyon”

Kemal Erdem

 

Türkiye siyasetinde son dönemin en tartışmalı başlıklarından biri, MHP’nin “çözüm süreci” görünümlü çıkışları ve Meclis’te kurulmak istenen komisyon tartışmasıdır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK ile sürecin ilerlemesi için bastırıyor görünmesinin gerçek amacı hâlâ geniş kesimlerce çözülememiş durumdadır. Ancak bize göre, Bahçeli’nin attığı adımlar, rastlantısal ya da taktiksel değildir; tersine, belirli bir uluslararası planlamanın parçası olan stratejik hamlelerdir.

Bahçeli Ne Yapmak İstiyor?

İlk bakışta çözüm sürecinin ilerlemesini isteyen bir görüntü veren MHP, gerçekte farklı bir hedefe yönelmiş görünmektedir. MHP, ABD–Körfez monarşileri–İsrail üçgeninde şekillenen bölgesel planlamanın Türkiye’deki siyasi ayağını oluşturmaktadır. Bu küresel eksen, Suriye üzerinde AKP rejimini zayıflatmayı ve mümkünse yıkmayı hedeflemektedir.

Bu noktada Erdoğan’ın Öcalan üzerinden PKK ile sürdürdüğü temasların ayrı bir amacı vardır: Erdoğan, PKK’den Suriye alanında taviz koparmak, onu geçici olarak ABD-İsrail ekseninden uzaklaştırmak ve böylece SDG ile Türk ordusu arasında yüksek yoğunluklu bir savaşın önüne geçmek istemektedir. Bu sayede hem iç politikada nefes almak hem de kendi rejimini ayakta tutmak istemektedir.

ABD’nin Hesabı: AKP’yi Zayıflatmak, MHP’yi Güçlendirmek

ABD’nin hedefi ise tam tersidir: SDG–Türkiye savaşını tetikleyerek AKP’nin askeri, ekonomik ve diplomatik olarak zayıflamasını sağlamak, böylece Ankara’da MHP’nin güçlenmesi ve iktidar alternatifine dönüşmesini mümkün kılmaktır. Bu nedenle MHP’nin içeride “çözüm” der gibi yaparak aslında süreci sabote eden ve PKK’yi Suriye’de taviz vermekten uzak tutan siyasi hamleleri, ABD’nin genel stratejisiyle uyumludur.

MHP’nin içeride çözüm sürecini zorluyor gibi görünmesinin nedeni tam da budur: Erdoğan içeride ancak PKK Suriye’de taviz verdiğinde adım atmak isteyebilir. Fakat MHP, içeride süreci hızlandırarak PKK’nin Suriye’de Erdoğan’a yaklaşmasını engellemekte ve böylece AKP ile SDG arasında bir çatışmayı kaçınılmaz hale getirmeye çalışmaktadır.

MHP’nin Çifte Oyunu

MHP’nin planı yalnızca AKP ile PKK’yi Suriye’de çatıştırmak değildir. Aynı zamanda PKK ve DEM Parti’yi de AKP’nin yedeğinden koparmayı hedeflemektedir. Böylece olası bir AKP–PKK savaşında PKK/DEM ile geçici bir ittifak kurarak AKP’yi yıkmak ve iktidara dolaylı yoldan ulaşmak istemektedir.

Daha tehlikeli olan ise şudur: MHP’nin iktidara geliş senaryosunda, ABD–İsrail–Körfez hattının desteğiyle PKK, DEM ve Kürt toplumunun diğer parçaları üzerinde geniş kapsamlı operasyonlar ve büyük çaplı katliam planları bulunmaktadır. Bu nedenle MHP’nin izlediği siyaset, hem Türkiye içinde hem de bölgesel düzeyde yıkıcı bir potansiyel taşımaktadır.

Erdoğan’ın Dengesi ve CHP’nin Rolü

Erdoğan ise PKK ile süreci yavaşlatmak ve mümkünse durdurmak istemekte; Suriye’de PKK taviz verdikçe içeride bazı adımlar atmayı planlamaktadır. Ancak MHP, bu dengeyi tamamen bozmak ve Erdoğan’ın manevra alanını kapatmak istemektedir.

Bu tabloda CHP’nin komisyona katılmaması kritik bir hamledir. Bu kararın, Erdoğan ile Özgür Özel arasında yapılan bir gizli anlaşmanın ürünü olma ihtimali oldukça güçlüdür. Erdoğan, MHP’nin baskısını kırmak için CHP üzerinden bir “fren mekanizması” çalıştırmaya yönelmiş görünmektedir.

Öte yandan Erdoğan, SDG ile bir savaş ihtimalini de hesaba katarak yeni bir politik mimari kurma hazırlığındadır. Bunun için CHP’nin AKP rejimine “kontrollü” biçimde monte edilmesi gerekmektedir. Bu ise ancak CHP içinde İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu çizgisinin yargı ve disiplin süreçleriyle tasfiye edilmesi ve partinin tamamen Özgür Özel’in kontrolüne geçmesiyle mümkündür. Böyle bir dönüşüm zaman alacaktır; bu nedenle Erdoğan, zamana oynayan bir strateji izlemektedir.

CHP bu kıvama geldiğinde erken seçim gündeme gelecek, CHP ikinci parti çıkarılacak ve AKP–CHP koalisyonu zorlanacaktır. Böylece hem Suriye’de SDG–Türkiye savaşına uygun siyasi atmosfer yaratılacak hem de AKP’nin MHP ile bağlarını koparması için gerekli koşullar sağlanmış olacaktır.

Sonuç: Çok Katmanlı Bir Siyasi Satranç

Bugün yaşananlar, tek yönlü değil çok aktörlü bir satranç tahtasında gerçekleşen hamlelerdir.

Tarafların adımları bu bağlamda okunduğunda:

  • MHP, ABD’nin bölgesel stratejisine eklemlenmiş bir “aldatma siyaseti” yürütüyor,
  • Erdoğan, iç–dış dengeyi koruyarak iktidarını ayakta tutmaya çalışıyor,
  • PKK ve SDG ise hem Türkiye hem ABD arasında sıkışmış durumda,
  • CHP ise Erdoğan’ın MHP’ye karşı kullanmak istediği tampon güç rolüne doğru itilmektedir.

Türkiye, Suriye ve bölge siyaseti açısından süreç son derece kritik ve patlayıcı bir potansiyele sahiptir.