MONTRÖ SÖZLEŞMESİ

Türk diplomasi tarihinin en önemli anlaşmalarında biri Montrö sözleşmesidir ( resmi kayıtlarda bu anlaşma “sözleşme” olarak geçer), Montrö anlaşması, Lozan anlaşmasının 3. Maddesini açıklayan ve yeniden yapılandıran bir anlaşmadır. Boğaz trafiğini düzenleyen bu anlaşma Türkiye’nin uluslararası temelini oluşturmuştur. 29 Temmuz 1936’de 19 devlet tarafından onaylanan bu anlaşma 29 madde ve 4 ek protokolden oluşur.

MONTRÖ SÖZLEŞMESİ
Mihraç Ural 
Türk diplomasi tarihinin en önemli anlaşmalarında biri Montrö sözleşmesidir ( resmi kayıtlarda bu anlaşma “sözleşme” olarak geçer), Montrö anlaşması, Lozan anlaşmasının 3. Maddesini açıklayan ve yeniden yapılandıran bir anlaşmadır. Boğaz trafiğini düzenleyen bu anlaşma Türkiye’nin uluslararası temelini oluşturmuştur. 29 Temmuz 1936’de 19 devlet tarafından onaylanan bu anlaşma 29 madde ve 4 ek protokolden oluşur.
Okurun önemle bilmesi gereken birkaç maddesinin özeti , Kara denizde kıyısı olmayan ülkelerin, Kara denizde savaş gemilerine önemli kısıtlamalar getirmiştir, Madde 18. 30 000 tonajı aşan savaş gemilerinin Kara denize girmesi yasaklanmıştır. Bu maddenin (18) 2. Fıkrasında da ise “…amacı ne olursa olsun, Kıyıdar olmayan devletlerin savaş gemileri bu denizde 21 günden çok kalamayacaklardır” diye de şerh koymuştur.
Montrö anlaşması ayrıca Madde 20 de, Savaş zamanında “ savaş gemilerinin geçmesi tümüyle Türkiye Hükümetinin karar ve isteğine bırakılacaktır” diye kesin hüküm koymuştur.
Bu anlaşmanın 4. Ekinin son bölümü olan protokol 1 maddesinde de, o güne kadar boğaz bölgesinin silahsızlaştırlmasına son vererek “Boğazlar bölgesini derhal yeniden askerileştirebilecektir” diye bağlanmıştır.
Sözleşme olarak tanımlanan bu anlaşma bu yanıyla Türkiye Cumhuriyetinin denizlerine hakim olmasını ve sınırlarını bu açıdan koruma altına almasının uluslar arası anlaşmayla tespitini ifade ediyor. Tarafsız bir gözle okunduğunda görülecektir ki, TC’yi kendi topraklarında ve deniz ve boğazlarında hükümran hale getirmiştir. Bunun için Türkiye Cumhuriyetinin uluslar arası temellerine atan Lozan’dan sonraki temel anlaşma olarak Montrö anlaşması gösterilir.
Bu anlaşma Karadenizi kıyıdaş ülkeler için barış denizi ve güvenlikli sular haline getirmiştir.
Bu anlaşmayı kim delmek istiyor. Çok açıktır ki, dünya denizlerinin tümünü hükmü altına alan emperyalist ABD’nin Karadenizde varlığını yok etmesi dolaysıyla ABD’nin hedefi haline gelmiştir. Basına da sızan bilgiler gösteriyor ki, her defasında ABD, bin bir yolla ve her dönemde denizci amirallere açık rüşvetler sunarak bu anlaşmanın delinmesi için çaba sarf etmektedir. Bu amaçla da ABD tarafından hazırlanın “yeni İstanbul kanalı” üzerine çalışılmış haritalar bile oluşturulmuştur.
Diktatör Erdoğan işte bu projenin ikamesi için yeni bir kanal ve Montrö anlaşmasının delinmesi için çırpınmaktadır.
” İstanbul kanalı” projesini buradan okumak gerek. Yeni kanal çok karlı-ticari bir kanal olabilir ancak askeri güvenlik açısından kıyıdaş Karadeniz ülkeleri ve Türkiye için cehennemin kapılarını aralayan bir projedir. Karaedeniz'i süper güçlerin savaş arenasına dönüştürebilecek bu proje, Türkiye halkları için yeni dayatmaları, zorlamaları, ambargoları, kışkırtmaları da beraberin de getirmesi kaçınılmaz olur. Bu proje. Ortadoğu dahil, ortaasyayı da yeni sürtüşme ve saflaşmaları itmesi kaçınılmazdır. Türkiye bu girişimlerle, İslami faşist diktatörlükle gözü kör bir sürükleniş içinde maceralara süreceği de kesindir. Doğa tahribi, Nüfus kayma ve yoğunluğuyla olacak toplumsal sorunlar buna ayrıca eklenmelidir.
Diktatör Erdoğan, ezilerek hezimete uğradığı İstanbul seçimleri, onu bu sorunlu projeye tutunmayı bir kutsal mücadele olarak saymaktadır. Çünkü bu rejim ABD kölesi bir rejim olarak, din kisvesi altında halkı ve gelecek kuşaklarını düşünmeden anı kurtarma karlarını kendisiyle yandaşlarına pay etme, yabancı güçlerin bu topraklarda her türden kirli amaçlarını ikame etme çabalarına kapı aralamaktadır.
Montrö anlaşmasını delmek, ülkeyi delik deşik etmek demektir. Bu süreci yeryüzünün tüm cani şebekeleri terör odaklarını ABD talimatıyla ülkesinde misafir ederek Suriye üzerine salması da bu algıların bir ürünüdür. Okurun dikkatine sunulur.
Not : Alttaki harita 1950’lerde ABD kaynaklı “İstanbul Boğazı haritasıdır”