PKK’nin Kendisini Fesih Kararının Tarihsel Önemi Üzerine-II

Çünkü PKK’nin feshinin temel amaçlarından birisi budur yani uzak düşmana (içerdeki iktidar mücadelesini AKP ya da MHP hangisi kazanırsa kazansın farketmez) karşı güç biriktirmektir. Genel olarak bunu şöyle belirtebiliriz: KCK kendi stratejik yolu üzerinde bulunan bütün güçleri bu yol üzerinde tehlikeli olmayacak bir düzeye düşürerek yani kendi stratejik amacına engel olmayacak bir düzeye onları düşürerek tarihsel olarak güç biriktirebilir. Bunu da uzak düşmanı KENDİ GÜÇLENME NOKTALARINDA ETKİSİZ KILARAK YAPACAKTIR.

PKK’nin Kendisini Fesih Kararının Tarihsel Önemi Üzerine-II

PKK’nin Kendisini Fesih Kararının Tarihsel Önemi Üzerine-II

Kemal Erdem 


AKP için üç ilkenin konuluşu ve bu ilkelerin yaratmış oldukları politik düğümlerin çözülüşü:

1-Yakın düşman: Dünya konjonktürünün evrimi, AKP’nin yakın düşman algısının değişmesine neden olmuştur. AKP’nin yakın düşmanı iç politikada MHP, dış politikada ABD merkezli bir Batı ittifakıdır.

2-Geçici ittifak: Yakın düşman tanımında değişim ittifak sistemlerinde değişime neden olmuştur. MHP’nin AKP için yakın düşman haline gelmesiyle, PKK-DEM ve bununla birlikte CHP uzak düşman menziline kaymıştır. Bu durum AKP’nin PKK ve DEM ile elbette CHP’yi de yanına alarak geçici ittifaka sürüklenmesine ya da arayışına neden olmuştur.

3- Uzak düşmana karşı güç biriktirmek: Yakın düşmana karşı savaşırken (MHP), uzak düşmanın (PKK-DEM) zayıflatılması ve kontrol altında tutulması zorunludur. Aksi taktirde bu ikisi AKP’ye karşı birleşebilirler ve yanlarına CHP’yi de alabilirler. Ama bu ikisi birleşmezlerse de tek MHP’nin yenilmesi ama PKK-DEM’in kontrolden çıkıp ve uzun dönemli güçlenmesi de AKP için tehdittir. Bundan dolayı AKP MHP’yi yenerken, PKK ve DEM’i de zayıflatıp bastırmalıdır. Bunun için iç politikada devlet gücüne dayanarak dikey ittifak sisteminin oluşumu için çalışmaktadır.  Başka bir ifade ile kendi dışındaki üç politik gücün (MHP, CHP ve PKK-DEM) kendisi ile ilişkileri dikey olacak yani bu ilişki olurken, kendi aralarında yatay bir ilişki kurmayacaklardır. AKP’nin Çözüm Süreci başlarken yargıyı kullanarak CHP ile DEM üzerinde devlet terörü estirmesinin ve özellikle Kent Uzlaşısı politikasının uygulandığı belediyelere saldırmasının ve de kayyum atamasının nedeni budur. Bu politika muhalefeti parçalı, dağınık ve çerçevelenmiş bir şekilde tutmaya yaramaktadır. AKP bunu yapmasa kendi karşısında MHP ya da CHP’nin önderlik ettiği ve PKK ile DEM’in ve nihayetinde İYİP’in de dahil olduğu bir cephe ile karşılaşacaktır.

AKP bu üçüncü ilkenin dış politik ayağını yani PKK’nin uzun dönemli zayıflatılmasını ise gizlice İran ile yaklaşarak ve Rojava’da PKK iktidarını farklı güçler ile zayıflatarak yapmaya çalışmaktadır: ABD’yi aldatarak yanına çekme ve onun aldatılmasıyla İsrail’i hareketsiz tutma, Körfez monarşileriyle yakınlaşarak HTŞ üzerinde nüfuz kazanma ve onunla birlikte Rojava’ya saldırma; Arap aşiretlerini SDG’ye karşı harekete geçirme ve nihayetinde KDP üzerinden ENKS’yi Türkiye yanlısı bir politikaya çekmeye çalışma vs.

AKP içte bu politikayı başarırsa, MHP ile mücadeleden zayıflamadan çıkmış olacak ve kolayca PKK ile DEM’in üzerine gidebilme imkan ve kabiliyetine sahip olmuş olacaktır. Dış politikada ise iki emperyalist kamp arasındaki denge siyasetini devam ettirme ve emperyalist bir dünya savaşı patlak verdiği zaman ise bu savaşın dışında kalma olanağı elde ederek, rejimini uzun yıllara yayma olanağı elde edecektir.

MHP için üç ilkenin konuluşu ve bu ilkelerin yaratmış oldukları politik düğümlerin çözülüşü:

1-Yakın düşman: Normal şartlarda MHP’nin yakın düşmanı PKK ile DEM’dir. Ama bu düşmanları bastırabilmesi için önce iktidarı ele geçirmesi gerekmektedir. AKP ile kurmuş olduğu ittifak sisteminde AKP uzun dönemli bir düşmandı ve PKK ile DEM ise yakın düşmandı. Ama AKP’nin MHP ile kopuşma politikası devreye sokması ile birlikte, MHP’nin yakın düşman tanımı değişikliğe uğradı ve AKP yakın düşman kategorisi içerisine girdi.MHP’nin bu ittifak kurulurken amacı, AKP’yi PKK ve DEM ile mücadelesinde sürekli cesaretlendirerek her ikisinin kanlı-bıçaklı hale gelmesi ve Batı yanlısı bir çizgiye tamamen kayarak zamanla kendisine bağlanmasını sağlamaktı. Ama AKP bu tuzağa düşmeyerek kendisini korumasını bildi. AKP’nin MHP ile siyasi kopuşma araması MHP’nin bütün kazanımlarını yok edeceği ve onun iktidarı ele geçirme amacını öteleyeceği için AKP MHP için yakın düşman haline gelmiştir.

2-Geçici ittifak: AKP’nin MHP’yi yakın düşman haline getirmesi ve CHP ile DEM’le (PKK) de geçici ittifak araması yani MHP ile geçici ittifaklıktan onu ile düşmanlığa sürüklenerek onu kuşatmaya çalışması, MHP’nin AKP’nin darbelerinden kendisini korumak için geçici ittifak arayışına neden olmuştur. Daha önce MHP, AKP’nin CHP ile DEM’e yaklaşmasını önleyerek onu alttan alta kuşatan bir politika izliyordu. AKP MHP’nin bu politikasını önce CHP’de genel başkan değişimi gerçekleşmesine yardım ederek, sonra da İmralı’da Abdullah Öcalan üzerinden PKK ve DEM’e yakınlaşarak ve bu temelde MHP’yi boşa düşürerek karşılık verdi ve de üstelik MHP’yi bu güçler ile kuşatmaya başladı. MHP’nin AKP’nin kuşatmasını yarabilmesi için, CHP ile DEM’in AKP’ye yaklaşmasına engel olması ve sonrasında da bu güçler ile ittifak zemini araması gerekmektedir. MHP CHP ile DEM’i AKP’den kopardığı andan itibaren AKP’nin kendisini kuşatmasını da yok etmiş olacaktır. MHP bu güçler ile ittifakın yolunu açabilmenin ise Çözüm Süreci’ne karşı olmamaktan geçtiğini anlamıştır ve Çözüm Süreci içerisine girmesi aslında bu süreci bir yandan baltalarken öte yandan da CHP ile DEM’i AKP’den kopartma girişimidir.

Devlet Bahçeli Erdoğan’ın DEM ve PKK ile uzun dönemli bir anlaşma yapmak istemediğini, işi bittikten sonra PKK ile DEM’le savaşı tekrar başlatacağını bildiği için, bu Çözüm Süreci’ni PKK ile DEM’e yaklaşma için kullanıp, AKP’yi devirmede geçici ittifaka çevirmek istemektedir. Devlet Bahçeli’nin bir başka hedefi de, Çözüm Süreci’nin görünürde liderliğini ele geçirip ve bu süreç aracılığıyla PKK ile DEM’e güven verip, AKP-DEM politik çıkmazı durumunda PKK ile DEM’in kendisine daha fazla dönmesini sağlayarak, AKP’nin kendisini kuşatmasını PKK ve DEM üzerinde çıkmaza sokmak istemektedir. Eğer MHP, PKK’yi AKP’den çekip alırsa ve ABD üzerinden PKK ile dolaylı bir ilişki geliştirirse, AKP’nin MHP politikası çıkmaza girecektir. Ama PKK’nin MHP’ye meyletmesi kendisi için de yanlış bir politika olacaktır.

Devlet Bahçeli’nin kendisi açısından bu tehlikeli politikası yani Çözüm Süreci’nin liderliğini ele geçirip PKK ve DEM’e azami yakınlaşma politikası, Erdoğan’ın bir tuzağına düşmesiyle de sonuçlanabilir. Erdoğan Bahçeli’nin PKK ile DEM yakınlaşmasını, Anayasa değişikliği bittiği andan itibaren hem MHP’nin hem de PKK ile DEM’in aynı anda bastırılması politikası ile birleştirerek ve MHP’nin “terör örgütü” ile işbirliği yaptığı bahanesine dönüştürebilir. Devlet Bahçeli PKK ile DEM’i yanına çekmeyi başardığı zaman, CHP’nin içini etkileme olanağına da kavuşmuş olacak ve AKP üzerindeki çemberi CHP içinde bir anti-Erdoğan genel başkanın oluşmasını sağlayarak kapatacaktır. Her halükarda MHP’nin PKK-DEM ve CHP ile geçici ittifaklık arayışı tehlikesiz değildir.

3- Uzak düşmana karşı güç biriktirmek: MHP PKK-DEM ve CHP ile AKP’ye karşı geçici ittifaklık ilişkisi ararken, bu politik güçleri AKP’nin yıkılmasından sonra da bastırmak ve kendi iktidarına yamamak isteyecektir. Bu noktada MHP’nin üç önemli dayanağı bulunmaktadır: 1-Devlet bürokrasisi içerisindeki gücü (Ordu, polis, istihbarat, yargı vs.); 2-Devlet içindeki gücüne dayanarak, AKP’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkacak politik yapının parçalanmışlığını kendi ittifak sistemini genişletmek için kullanmak: bölünmüş bir AKP’nin milliyetçi kanadını yanına çekmek, İYİP’i yanına çekmek, CHP içindeki ulusalcıların güçlenmesini sağlamak vs; 3- Türkiye’yi tamamen Batı ittifakının yanına çekerek ve Doğu’lu güçler ile savaşa sokarak, PKK’nin Ortadoğu’da Batı için önemini tamamen yok etmek.Bu durumda PKK ile DEM tamamen savunmasız kalarak devlet terörünün insafına terkedilmiş olacaklardır. Bu devlet teröründen CHP de kendi payını alacaktır.

KCK için üç ilkenin konuluşu ve bu ilkelerin yaratmış oldukları politik düğümlerin çözülüşü:

1-Yakın düşman: İlginç bir şekilde AKP’nin tehdit algısındaki değişimin en önemli politik sonuçlarından birisi PKK üzerinde olmuştur. Konjonktür değişimi özellikle de Trump’ın seçilmesi ve Suriye’de iktidar değişimi, AKP rejimi üzerindeki tehditi arttırmış ve aslında bu durum iç politikada AKP ile MHP arasındaki gizli savaşı kızıştırmıştır. AKP’nin MHP’nin direncini iç politikada kırma ve onu etkisizleştirme politikası, PKK-DEM ile düşmanlığın geçici bir süre için arka plana itilmesine neden olmaktadır. Bu durum PKK’ye yaklaşık yirmi beş yıldır aradığı tarihsel fırsatı vermektedir. İşte PKK’nin kendisini feshetmesi, PKK’nin çeyrek yüzyıl sonra önüne gelen bu tarihsel fırsattan stratejik olarak yararlanma manevrasıdır. Erdoğan ile AKP, MHP ve ABD merkezli Batı ile Körfez ittifakı karşısında mevzilenirken ve manevra yaparken, PKK karşısında da taktik olarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. AKP’nin PKK karşısındaki bu taktik geri çekilmesi hem iç politikada hem de bölge politikasında “PKK için politik boşluklara” neden olmaktadır. PKK kendisini feshederek bu “bölgesel politik boşluklardan” yararlanmak için stratejik mevzilenme yapmaktadır.

Çözüm Süreci ile taktik olarak geri çekilen tek PKK değildir ama AKP ile MHP de PKK karşısında geri çekilme yaşamışlardır. AKP ile MHP’nin PKK karşısında yaşadıkları bu geri çekilme, PKK’nin Türk devleti ile olan tarihsel güç dengesini köklü bir şekilde değiştirmeye olanak tanımaktadır. BÜTÜN MESELE PKK BUNU DOĞRU BİR ŞEKİLDE KULLANABİLECEK MİDİR MESELESİDİR. Çünkü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Çözüm Süreci ile Türk devletini orta ve uzun dönemde politik ve askeri olarak kuşatan bir politika izlemektedir ve bu politikanın başarısı PKK’nin ya da KCK’nin Kandil önderliğinin Öcalan’ın stratejik planını ve bu planın taktik sistemini anlamasına bağlıdır.

Öcalan’ın bu stratejik planının başarısı ve buna uygun taktik sistemin doğru kurgulanmasının temeli, herşeyden önce KCK’nin Türkiye’nin iç politikasında yakın düşman tanımlamasını doğru yapmaya bağlıdır. Çözüm Süreci’ne kadar KCK’nin yakın düşmanı AKP idi (Çin’de 1930’lu yıllarda Japonya saldırına kadar ÇKP ile Kuomintang Partisi arasındaki düşmanlık gibi. Ama Japonya’nın Çin’e saldırısı, Mao ile Çankayşek’in ittifak yapmasına neden oldu ve bu ittifak Japon emperyalizmi yenilince de bitti) ama konjonktür değişimi, AKP ile PKK’yi birbirlerine doğru itti ve PKK’nin yakın düşman tanımı da değişti. PKK’nin yakın düşmanı şimdi AKP değil ama MHP’dir ve bu noktada yapılacak bir hata PKK için felaket ile bitecektir. Bundan dolayı PKK’nin Kandil Önderliği, Devlet Bahçeli ile MHP’nin ALDATMA siyaseti karşısında oldukça uyanık olmalıdır. Devlet Bahçeli PKK ile DEM’in AKP karşısında akıllarını çelerek ve sanki çözüm merkezi MHP imiş gibi bir hava yaratarak ve de onları yani PKK ile DEM’i kendilerine doğru çekerek stratejik olarak yanlış bir yola sokmak istemektedir. İKTİDARIN MHP MERKEZLİ BİR HÜKÜMETİN ELİNE GEÇMESİ DEMEK, PKK’NİN ORTADOĞU’DA EZİLMESİ VE ÖCALAN’IN STRATEJİSİNİN TAMAMEN PARÇALANMASI VE DE PKK’NİN KUŞATILMASI DEMEKTİR.

PKK ve DEM için AKP ile MHP aynı nitelikte düşmanlar değildirler. KCK’nin Kandil Önderliğinin AKP ile MHP’ye aynı derecede yaklaşması ve bu ikisi arasındaki çelişkilerin keskinleşmesini sağlayamamasının bedeli büyük bir stratejik darbe yemek ile bitecektir. Öcalan’ın Türk devletini orta ve uzun dönemde kuşatma stratejisi, AKP ile MHP arasındaki çelişkilerin keskinleştirilmesine bağlıdır. AKP ile MHP arasındaki çelişkilerin keskinleşmesidir ki, KCK’ye Kuzey Kürdistan’ın dışında “tarihsel olarak ilerleme” imkanı sağlayacaktır. AKP’NİN GÜLEN CEMAATİ İLE KANLI-BIÇAKLI OLMASI GİBİ MHP İLE DE BÖYLE OLMASI ZORUNLUDUR. Bunu gerçekleştiremeyen KCK, AKP ile MHP arasındaki iktidar kavgasının pat olarak sonuçlanmasına ve bu ikisinin ittifakının devam ederek gerek küresel gerekse de Ortadoğu ölçeğinde bütün gerici güçlerin KCK’ye karşı serbest kalmasına neden olabilir. Hele de MHP Batı yardımı ile AKP’yi kendisine bağlarsa, 1970-1975 arası IKDP’nin Irak’ta boşa düşmesine benzer bir şekilde boşa düşerek, şu an oluşturmuş olduğu dev gücünü tümden kaybetme tehlikesini yaşayacaktır. Bundan dolayı KCK, dikkatli bir şekilde AKP’nin arkasına saklanarak ve onu sürekli MHP ile çatışması için “dürtükleyerek” ve bunun için de ona siyasi alan açarak bu savaşı kışkırtmalıdır. Bunu da DEM üzerinden yapacaktır. Gerek yeni anayasa çalışmalarına katılarak gerekse de Erdoğan’ın tekrar seçilmesi politikalarına katılarak ve onun MHP’ye muhtaç olmayacak bir hukuki çerçeveye sahip olmasını sağlayarak, MHP ile çelişkilerinin keskinleşmesine çalışmalıdır. Böylece AKP’nin MHP karşısında bu kısmi güçlendirilmesi ve DEM’e bağımlı hale gelmesi, KCK’nin Kürdistan’ın diğer parçalarında büyümesi ve güçlenmesine neden olarak, KCK’nin tarihsel kuşatmadan çıkması ile sonuçlanacaktır. Bundan dolayı KCK’nin net bir yakın düşman tanımı yapması gerekir ki, bu da MHP olmalıdır.

 2-Geçici ittifak: KCK’nin yakın düşman tanımındaki değişimin kaçınılmaz sonucu geçici ittifak sistemindeki değişime neden olmasıdır. Ama bu ittifak sisteminin doğru kurulması ve içerik ile biçiminin ve de aynı şekilde “politik ağırlıkları”nın da doğru belirlenmesi gerekmektedir. Atılması gereken adımların fazlası ne kadar zararlı ise eksikliği de o kadar zararlıdır. HERŞEY OLMASI GEREKTİĞİ KADAR OLMALIDIR.

Hem KCK için hem de AKP için MHP ortak yakın düşman konumundadır ve o halde her ikisinin geçici ittifak sistemini örürken bazı politikalarını örtüştürmesi tek gerekli değil ama zorunludur. Geçici ittifak sisteminin temel ilkelerinden birisi yakın düşmanın (MHP) ortaklaşa darbelenmesiyken, geçici müttefikin (AKP) de zayıflamasıdır. BUNUN İÇİN AKP İLE MHP’NİN BİRBİRİNE VURUŞTURULMASI ZORUNLUDUR. AKP MHP problemini çözmediği zaman MHP tarafından büyük bir darbeye maruz kalacağını iyi bilmektedir. Bundan dolayı PKK-DEM, AKP’nin MHP ile çelişkilerini keskinleştirecek bütün politikaları devreye sokarak, AKP ile MHP arasındaki savaşı kışkırtmak zorundadır. AKP ile MHP iç politikada vuruşurken, KCK Ortadoğu’da Türk devletini kuşatma manevrasını geliştirmek zorundadır. Bu kuşatma ise üç noktada  düğümlenmektedir: Rojhilat, Rojava ve Güney Kürdistan. Bu sonuncusu Kürt Ulusal Birliği ile ilgilidir. Demek ki Türkiye’de AKP’ye verilen tavizler yani Türkiye’nin iç politikasına PKK’nin feshi ile yasal olarak “entegre olma”, Ortadoğu’da üç farklı noktada güçlenme ile birleştirildiği taktirde, PKK tarihsel olarak kuşatmadan çıkmış olacaktır. Türk iç politikasında Çözüm Süreci ile başlayan süreç tekrar savaşa geri döndüğü zaman, PKK Türk devletini tamamen çevirmiş olacak ve savaş efektiflerini ise en azı 100 ya da 150 bine çıkarmış olacaktır. Bu güce Kürt Ulusal Birliği ile koordinasyon ve emperyalistlerle taktik birliği de eklenince, hiçbir devletin altında kalkamayacağı bir güç ortaya çıkmış olacaktır.

İki türlü ittifak sistemi bulunmaktadır: Bunlardan ilki tarihsel denilen ve bölge halklarının devrimci ve demokratik hareketleriyle kurulan ittifaktır. Ama bu ittifak ekonominin eşitsiz yapısından dolayı eşitsiz gelişir yani bir ülke (örneğin Kürdistan) çok yüksek bir düzeyde olurken, diğerleri (Türkiye ve İran gibi) çok geride olabilir ve bundan dolayı bu ittifak sisteminin konjonktürel olarak kullanılma durumu yoktur. Bundan dolayıdır ki, bu boşluğu siyasi hareketler konjonktürel geçici ittifaklar aracılığıyla çözmek durumunda kalırlar. Bu geçici ittifaklar ise gerici siyasi hareketlerin çelişkilerini kullanmaktan oluşur. Siyasi arenada bunun başka bir yolu yoktur. Bugün KCK’nin sürüklendiği durum da budur.

Geçici ittifak sistemlerini kullanan siyasi hareketler, süreçte yer alan aktörlerin gerici karakterlerinden dolayı, çok boyutlu düşünmek zorundadırlar. Unutmamak gerekir ki, gerici hareketler için de devrimci-demokratik hareketler “gerici”dir ve işleri bittiği zaman bu hareket ile düşmanlığa tekrar döneceklerdir. BUNDAN DOLAYI GEÇİCİ İTTİFAK SÜRECİNDE KCK’NİN KARŞISINDAKİ BÜTÜN GÜÇLER AYNI ANDA ZAYIFLATILMALIDIR.  

Geçici ittifak sisteminin üç temel ilkesi bizi kaçınılmaz olarak stratejinin en temel ve en büyük ilkesine götürür: SÜREKLİ GÜÇLÜ KALMAK! Sürekli olarak güçlü olabilmek için ise siyasi alandaki bütün potansiyelin azami olarak işlenmesi zorunludur. Çünkü işlenmeyen potansiyel düşman tarafından işlenecektir. O zaman kendi potansiyelimizi işlemek demek, düşmanın potansiyelini yok etmek demektir.

Çözüm Süreci sonunda KCK’nin stratejik olarak güçlü bir pozisyonda olabilmesi için, geçici ittifak dönemi boyunca karşısındaki bütün güçlerin zayıflaması gerekmektedir. Bu güçler ise MHP, AKP, İran, ABD ve ortakları, KDP ile YNK’dır. Bunun için ise iç politikada AKP ile MHP’yi birbirleriyle vuruşturacak, ABD-İsrail ile İran’ın savaşından İran ile cepheleşmeden ve onun ile anlaşma yolunu sürekli açık bırakarak Rojhilat’a savunma biçiminde yerleşecek ve Ulusal Kongre zemininde de KDP ve YNK ile sıkı bir ittifaklık ilişkisi geliştirerek onları bağlamaya çalışacaktır. Ama bu sonuncusunu onlara DAYATMADA bulunmadan yapmak zorundadır.

3- Uzak düşmana karşı güç biriktirmek: Geçici ittifak dönemi, ittifak yapılan güce (AKP) karşı da aynı zamanda güç biriktirme dönemidir. Ama soruna daha yakından baktığımız zaman, geçici müttefiğe karşı güç biriktirmek demek onu zayıflatmak demektir. Aslında bizim güçlenmemiz, onun zayıflamasının sonucudur. Bunun bir diğer anlamı, bizim “onun gücünün bir kısmını çaldığımız” anlamına gelir. Zaten ittifaka girme nedenimiz de budur: geçici müttefiğimizin gücünün bir kısmını çalmak içindir! Bugün Öcalan Erdoğan ile al-ver ilişkisine girmektedir ve amacı Erdoğan’ın gücünün bir kısmını çalmak içindir. Bunun nedeni de Erdoğan’ın sıkışmış oluşudur. İşte Öcalan Erdoğan’ın bu sıkışmışlığını onun gücünün bir kısmını ele geçirmek için kullanmak istemektedir, ki bu Erdoğan’ın zayıflaması anlamına gelir. AMA BUNUN TERSİ DE DOĞRUDUR! Erdoğan da Öcalan’ın gücünün bir kısmını çalmak istiyor! Birinci Çözüm Süreci’nde bunu yaptı ve yine yapmamasının bir nedeni yoktur. KCK’nin Kandil Önderliği birinci çözüm sürecinde yaptığı hataları yine yaparsa yine Erdoğan kazanabilir.

Aslında bu geçici ittifak döneminde her iki hareket ve lider de aldatma siyaseti temelli hareket etmektedirler. Her iki taraf birbirlerinin niyetlerini ve ne yapmak istediklerini iyi bilmektedir. Her iki tarafın kestiremediği nokta, birbirlerinden saklamış oldukları planların PRATİK İÇİNDEKİ ETKİLERİNİN DÜZEYİ VE SONUÇLARIDIR. Başka bir ifade ile karşılıklı olarak saklanan planlar PRATİK içinde karşılaştıkları zaman birbirleri üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacaklarını bilememeleridir. Çünkü pratik içerisindedir ki, gizli planların yapısı ortaya çıkacak ve stratejik olarak yanlış mevzilenmiş ve yanlış taktik geliştirmiş olanlar, bu yanlışlıklarını değiştirme olanaklarına da artık sahip olmayacaklardır. Çünkü gerekli olan stratejik zamana ulaşmaları teorik olarak mümkün olmayacaktır. Hata yapan ise büyük bir gücün kendisine çarpması sonucunda dağılacaktır. Bu dağılma daha önce belirttiğimiz ilkenin yani STRATEJİK OLARAK SÜREKLİ OLARAK GÜÇLÜ OLMA İLKESİNİ ortadan kaldıracağı için, darbe yiyen stratejik olarak yenilecektir. En azından uzun bir dönem için. Irak’ta bunu yaşayan IKDP, yirmi yıl kendine gelemedi!

Peki KCK uzak düşmana karşı nasıl güç biriktirecektir?

Çünkü PKK’nin feshinin temel amaçlarından birisi budur yani uzak düşmana (içerdeki iktidar mücadelesini AKP ya da MHP hangisi kazanırsa kazansın farketmez) karşı güç biriktirmektir. Genel olarak bunu şöyle belirtebiliriz: KCK kendi stratejik yolu üzerinde bulunan bütün güçleri bu yol üzerinde tehlikeli olmayacak bir düzeye düşürerek yani kendi stratejik amacına engel olmayacak bir düzeye onları düşürerek tarihsel olarak güç biriktirebilir. Bunu da uzak düşmanı KENDİ GÜÇLENME NOKTALARINDA ETKİSİZ KILARAK YAPACAKTIR.

PKK’nin dört önemli güçlenme noktası bulunmaktadır ve bu dört nokta tek bir stratejik planın farklı parçalarıdır. Bu dört alandaki görevlerin doğru ele alınması ve çözümlenmesi, AKP ya da MHP’nin KCK’nin güçlenmesi için engel olmaktan çıkarılması ile sonuçlanacaktır:

1-Kuzey Kürdistan ve Türkiye: Öcalan’ın PKK’nin feshi politikasını anlayabilmek için, “politikada tavizlerin yönetimi” politikasını anlamak şarttır. Bu bir tür “havuç-sopa” politikasıdır. KCK’nin genel tarihsel dengesinin korunması ve güçlenmesi için, emperyalist siyasetin neden olmuş olduğu “konjonktürel siyasi pozisyona” göre konumlanmak zorunludur. Emperyalist siyaset Kürdistan’ın farklı parçalarındaki “zayıf halkaları” üretmektedir ve bu zayıf halkaların oluşumuna göre pozisyon almak zorunludur. Önce Irak’ta bu ortaya çıktı (1991-1992 ve 2001-2002) ve KDP-YNK bloku bunu kullandı; daha sonra 2012’de Suriye’de aynı zayıf halka yaşandı ve PYD ile müttefikleri bunu kullandı. Şimdi de İran’da yaşanacak aynı durum ve PJAK bunu kullanacaktır. Rojhilat’taki güçlenme ise Kuzey Kürdistan’dan askeri ve taktik olarak geri çekilmeyi gerektirmektedir. Kuzey’den askeri çekilme kapsamlı politik çalışma ile doldurulacaktır. Bu bir politik tavizdir ama Kürdistan’ın farklı parçalarında güçlenmek için verilen bir tavizdir. Bu tavizin yararlı olabilmesi için KCK’nin hem Rojhilat’ta hem de Rojava’da güçlenmesi gerekmektedir. Eğer Kuzey’deki taktik geri çekilme, Rojhilat ve Rojava’nın güçlenmesi ile birbirine bağlanamaz ise ve hatta bu iki bölgede de darbe yenilir ise, KCK’nin Kuzey’deki taktik geri çekilmesi, siyasi bozgun ile sonuçlanacaktır.

Bu stratejik perspektife göre Öcalan, Türk devletine karşı ÇİFTE KUŞATMA yapmaktadır: İç politikada faşist rejimi politik olarak kuşatmakta; dış politikada ise askeri olarak kuşatmaktadır. BU İKİSİ İSE TEORİK OLARAK BİRBİRİNE BAĞLIDIR. Bunun anlamı biri aksarsa diğerinin de aksayacak olmasıdır.

KCK’nin Kuzey’in dışında ilerlemesi ve güçlenmesi, Türkiye’nin iç politikasında ortaya çıkan ÇÖZÜM SÜRECİ’ni AKP ve MHP ile ilişkilerinde doğru ele almasında yatmaktadır. AKP ile MHP birbirleriyle savaştırılarak zayıflatılmalı, bu ikisi arasındaki savaş CHP’nin onlardan kopartılması ile tamamlanmalıdır. En azından CHP tarafsız hale getirilmelidir. Unutmamak gerekir ki Öcalan, Çözüm Süreci ile uzak düşmana karşı BÜYÜK SAVAŞA hazırlık yapmaktadır. Çözüm Süreci boyunca AKP ile MHP’nin zayıflatılması, Rojhilat ve Rojava’nın güçlendirilmesi ile birleştirildiği zaman ve bu sonuncusu Kürt Birliği ile tamamlandığı zaman, Türk devletine karşı BÜYÜK SAVAŞIN bütün unsurları bir araya toplanmış olacaktır. Bu büyük savaşı iç politikada göze alan her parti kaybedecektir.

AKP ile MHP arasındaki çelişkilerin keskinleştirilmesi ve bu ikisi arasındaki mücadelenin uzatılması için, KCK-DEM gerekirse CHP’yi de yanına alarak AKP ile üçlü bir koalisyona da gidebilir. DEM kesinlikle Türkiye’nin iç politikasındaki ittifak politikalarından soyutlanmamalı ve yalnız kalmamalıdır. Bu Öcalan’ın Ortadoğu stratejisi için çok büyük bir tehlikedir. Erdoğan’ın MHP ile DEM’den farklı olarak kafasında CHP ile ortak bir koalisyon olduğundan ve bu koalisyon aracılığıyla da MHP ile KCK-DEM’i aynı anda bastırmak istediğinden kuşku yoktur. Özgür Özel ile bu temelde gizli bir anlaşma yapmış olabilir. Böyle bir politika, içeride hızlı bir ezme hareketi gerçekleştirerek KCK’nin Rojhilat ve Rojava’da güçlenmesinin önüne geçmenin de en hızlı ve tehlikesiz yolu olacaktır. AKP-CHP koalisyonu, İran’a dolaylı yanaşmaya da izin vererek, PJAK’ın ortaklaşa ezilmesine de zemin yaratacaktır. KCK’nin CHP’ye özel dikkat göstermesi gerekmektedir.

O halde AKP’yi iç politikada zayıflatmak demek onu MHP ile vuruşturmak ve CHP ile de yaklaşmasını engellemek demektir. Bunu da bütün olasılıkları ve imkanları kullanarak yapmalıdır ve bu AKP ile koalisyonu da içermelidir. Elbette bütün bunlar olurken DEM, CHP ile MHP’nin de birbirine fazla yaklaşmasına da mani olmalıdır.

Zor bir görev ama imkansız değil!

2-Rojhilat’ta güçlenme: Türkiye’nin iç politikasının DEM aracılığıyla karıştırılması ve bu temelde zaman kazanılması politikası, mutlak suretle Kuzey’in dışında güçlenme ile tamamlanmalıdır. Bu noktada Rojhilat stratejik önem kazanmaktadır. Rojhilat KCK’nin ayağına gelecektir geçmişte Rojava’da olduğu gibi. Sadece denge siyaseti ile Batı ile İran arasına SAVUNMA BİÇİMİNDE girmek gerekmektedir. Burada denge politikası İran ile anlaşma yolunu sürekli açık bırakacaktır ve İran’ın ani düşüşü de KCK’nin işine gelmemektedir.KCK Batı’nın İran rejimini hemen devirme politikasına angaje olamaz çünkü bu orta dönemde kendisine karşı dönecektir. Bundan dolayıdır ki “İran’dan kontrollü güç indirimi yapılmalı” diyoruz. Rejimin yıkılmasına izin vermeden ve onun zayıflamasını kullanarak “kontrollü genişleme” diyoruz. Bu durum İran ile Türkiye’nin yakınlaşmasını imkansız hale getirecek ve aynı anda hem İran’ın hem de Türkiye’nin zayıflamasına neden olacaktır.

Zaten şu an PJAK’ın yaptığı da budur ve doğrudur!

3-Rojava’nın elde kalmasını sağlamak: Rojava’daki gelişmeler KCK için büyük baş ağrısı olabilir. Bölgenin karmaşık siyasi yapısı içinde Rojava’nın elde kalmasının yol ve yöntemini iyi bilmek ve anlamak gerekmektedir. Bu noktada en zor durum, Trump’ın Rojava ile ilgili planlarının belirsizliği ve hatta acımasızlığıdır. Rojava noktasında ABD ile İsrail arasında bir fikir ayrışması yaşanabilir. Eğer Trump İran rejiminin düşürülmesine karar verirse, Türkiye’yi :

1-   İran rejiminin düşürülmesi sırasında tarafsız hale getirmek ve Türkiye’yi oyalamak için onu Rojava’ya çekebilir yani bir Türkiye-Rojava savaşını kışkırtabilir;

2-   Bu savaşı uzatarak iç politikada AKP’nin zayıflamasını sağlayabilir. Daha doğrusu Çözüm Süreci’ni baltalayarak, AKP-CHP-DEM yakınlaşmasını tamamen baltalayabilir.

3-   Böyle bir savaş Türkiye’nin iç politikasında MHP’nin göreli güçlenmesine neden olabilir;

4-   AKP iç politikada tamamen MHP’ye bağımlı hale gelebilir;

5-   Böyle bir savaş AKP-MHP kavgasını pat hale getirebilir;

6-   Bunun sonucunda AKP rejimi tamamen Batı’ya yaslanabilir ve bu temelde MHP’nin çizgisine gelebilir;

7-   Ya da MHP eksenli bir darbe ile AKP iktidardan (elbette Batı’nın da yardımı ile) indirilebilir.

KCK için Rojava’daki bu kötü senaryonun durdurulmasının anahtarı da yine Türkiye’de başlatılan Çözüm Süreci içinde bulunmaktadır. Türkiye’de KCK-DEM’in AKP ile çekinceli bir politika izlemesi ve ona fazla politik alan açmamasının sonucu olarak Erdoğan Rojava’da maceracı bir politikaya sürüklenerek hem kendi iktidarını hem de Rojava’daki özerk yönetimi tehlikeye atabilir. BU NOKTADA ROJAVA’DAKİ SİYASİ DENGE DE TÜRKİYE’DEKİ ÇÖZÜM SÜRECİ VE PKK’NİN FESHİ SİYASETİ İÇİNDE BULUNMAKTADIR.

Türkiye’nin iç politikasındaki gelişmelerin direk Rojava ve Rojhilat üzerinde etkisi bulunmaktadır.

4-Kürt Ulusal Birliği: KCK hem Rojhilat hem de Rojava’daki durumları güçlendirmek için Kürt Ulusal Birliği’nin üzerinde yükseleceği politik temeli doğru belirlemek zorundadır. Bugüne kadar bunun doğru yapıldığını söylemek mümkün değildir. KCK’nin KDP’ye yaklaşımı fazla dayatmacıdır. KCK Kürdistan’da nüfuz elde ettiği yerlere bütün Kürt güçlerini çekerek demokratik cumhuriyet felsefesi temelinde onlarla birlikte hareket etmelidir. Özellikle de Komintern’in ve Bolşeviklerin ulusal sorundaki yanlış politikalarından uzaklaşmalıdır. Kürdistan kurulduğu zaman dahi bütün bu partiler ve hareketler, uzun yıllar seçim sistemi odaklı bir demokratik cumhuriyet ortamında birlikte var olacaklardır. Bundan dolayı KCK rahat olmalı ve KDP ile YNK’de bir varoluşsal tehdit çağıracak politikalardan uzak durmalıdır.

KCK’nin çıkarları nasıl bu dört alanda güçlenmeye ve rakiplerini bastırmaya bağlı ise AKP’nin de çıkarı bu dört alanda KCK’yi darbelemeye bağlıdır. KCK bütün bu alanlarda AKP ile MHP’yi kilitlemesini bilmelidir aksi taktirde kendisi büyük bir darbeye maruz kalacaktır.

Bütün bu yazı boyunca gördüğümüz gibi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın stratejik planından ve bu temelde AKP ve MHP ile bir Çözüm Süreci geliştirmesinde bir sorun yoktur ve tam tersine bu politika doğru bir politikadır. Burada bütün sorun, KCK’nin Kandil önderliğinin Öcalan’ın stratejik planını DOĞRU UYGULAYABİLECEK MİDİR sorunudur. Birinci Çözüm Süreci’nde (2013-2015), KCK’nin Kandil önderliği uygulamada birçok hata yaptı ve bunları o zaman kapsamlı bir şekilde eleştirdik. Şimdi de Kandil’in kafa karışıklığı sergilediği belirtiler vardır ki, bu durum AKP ile MHP’ye büyük bir güç ve umut vermektedir. Sadece iki örnek vereceğiz:

1-Bunlardan ilki KCK önderlerinin sürekli olarak bu Çözüm Süreci’ni, MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı söylemidir. Bu söylem taktik olarak Devlet Bahçeli’yi “okşamak” ile sınırlı ise sorun yok ama eğer gerçekte buna inanıyorlarsa ve AKP’nin fazla çekinceli oluşu karşısında zaman içerisinde MHP’ye tamamen dümen kırmaya neden olursa, bu bir felaket olacaktır!

2-Kandil’in kafa karıştıran ikinci söylemi ise Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası ile ilgilidir. Lozan Antlaşması ile 1924 Anayasası’nın özdeşleştirilmesi kadar kötü bir söylem yoktur. Bu kafa karışıklığı insanı gerçekten korkutmakta ve Kandil’in Türkiye’nin iç politikasını doğru okuyamadığı izlenimine neden olmaktadır. Hiç kuşkusuz 1924 Anayasası’na karşı çıkılmalı ama Lozan Türklerin ve Kürtlerin ortak mücadelesinin ürünü olarak ele alınmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti Lozan’da anlaşmayı imzalarken, emperyalist devletlere karşı verdiği sözü yani yeni devletin Türkler ile Kürtlerin ortak devleti olduğu sözünü tutmamıştır. Bu noktada Kürtlerin haklarının tanınması ile Lozan’ın da gerçek anlamda tamamlandığı belirtilmelidir.

Lozan Antlaşması’na Kandil’in yanlış yaklaşımı, başta CHP olmak üzere bütün Türkiye’li devrimci ve demokratik kesimleri KCK’den uzaklaştırıcı bir etki yapmıştır. Bu hata karşısında da AKP ile MHP sessiz kalarak memnunluklarını dolaylı olarak dile getirmişlerdir. Yarın KCK ile AKP ya da MHP tekrar varoluşsal bir savaşa tutuştuklarında, KCK yanında kimi bulacaktır? Öcalan’ın Çözüm Süreci, Türkiye’li devrimci ve demokratik güçler ile gizli ve açık EN GENİŞ YATAY İLİŞKİLERİ öngörmektedir. Kandil bu yanlış yaklaşımı ile kendi ayağına sıkmıştır!

Öcalan’ın stratejisi doğrudur ama çok büyük uygulama problemleri ile karşı karşıyadır. Öcalan’ın PKK’nin 12.Kongresi’ne yani fesih kongresine gönderdiği notlarda sürekli olarak Kandil’e “beni anlamıyorsunuz” demesi boşuna değildir. Bizim korktuğumuz gibi Öcalan da Kandil’in stratejiyi yanlış uygulamasından korkmaktadır.

Ne olursa olsun, Kürtler Ortadoğu’nun yükselen güneşidir ve Türk ulusu da bu güneşten kendi nasibine düşeni alacaktır!

 (Bitti)