Seçimli Diktatörlükte Demokrasi Yanılsaması
Bugün AKP muhalefeti de dizayn edebilecek bir siyasi ve toplumsal güce ulaşmış durumdadır. Bunun ilk kurbanının ise CHP olacağı görülmektedir. Çünkü yeni CHP yönetiminin çok kafa karıştırıcı politikaları bulunmaktadır ve son dönemlerde AKP ile CHP arasındaki “siyasi gerilim”in Erdoğan ile Özel arasında bir “danışıklı dövüş” olma ihtimali oldukça yüksektir. Bundan dolayı devrimci ve demokratik hareketin oldukça dikkatli olması gerekmektedir.
Seçimli Diktatörlükte Demokrasi Yanılsaması
Kemal Erdem
Türkiye’de siyasal rejim, son yirmi yılda giderek daha merkeziyetçi, otoriter ve diktatör bir yapıya evrildi. Yargıdan medyaya, güvenlik bürokrasisinden üniversitelere kadar her alanda iktidarın ideolojik ve kurumsal tahakkümü derinleşti. Bu koşullarda “sandık” hâlâ demokrasi için bir umut olabilir mi? Daha açık soralım: Seçimlerle demokrasi mümkün mü?
Türkiye bugün, klasik anlamda bir faşist diktatörlük değil ama demokratik de değil. Rejimin adı artık akademik literatürde netleşmiş durumda: seçimli otoriterlik. Sandık hâlâ kurulur, oy hâlâ verilir, partiler hâlâ yarışır — ama sonuç asla oyların matematiğiyle sınırlı değildir. İktidar sadece devletin değil, aynı zamanda seçim sürecinin ve sonuçlarının da sahibi hâline gelmiştir.
2019 yerel seçimleri, İstanbul ve Ankara’nın muhalefete geçmesiyle bir umut yarattı. Ancak bu kazanımlar, sistemin köküne dokunmadı. Çünkü bu rejim sadece bir “hükümet” değil, aynı zamanda bir devlet aklı ve ideolojik aygıtlar bütünü olarak örgütlenmiş durumda. Seçimi kazanmak yetmiyor; kazandığın o koltukta neyi değiştirebildiğine bakılıyor.
Demokrasi sadece oy vermek değildir. Demokrasi, örgütlenmek, denetlemek, sorgulamak ve gerektiğinde itaatsizlik gösterebilmektir. Bir ülkede medya özgür değilse, sendikalar bastırılıyorsa, barolar sindiriliyorsa, kadın hareketi kriminalize ediliyorsa — orada sandığın varlığı demokrasiye dair bir yanılsamadır.
Bize göre, çözüm sandığı terk etmek değil, sandığın ötesine geçmektir. Seçimleri boykot etmek değil, onları bir mücadele anı olarak yeniden tanımlamak gerekir. Sandığın çevresinde oluşan mücadeleyi, sokakta (ama bunu dar anlamda değil daha geniş ve derin anlamda düşünmek gerekir), üniversitede, mahallede, fabrikada örmek gerekir. Demokratik dönüşüm, ancak toplumsal seferberlik, sivil direniş, ve gerçek alternatif programlarla mümkün olur.
AKP rejimi kurumsallaştıkça ve oturdukça yani toplumsal gücü toplumun derinliklerine doğru yayıldıkça, seçimli diktatörlüğü çok daha yetkin hale getirebilir. Başka diktatör rejimlerde gördüğümüz gibi, muhalefet içinde bazı liderlerin ajanlaştırılması ve gizli bir şekilde psikolojik operasyonlar ile rejime siyasi olarak yedeklenmesi ve de bu temelde halkın manipüle edilmesi mümkündür.Bugün AKP muhalefeti de dizayn edebilecek bir siyasi ve toplumsal güce ulaşmış durumdadır. Bunun ilk kurbanının ise CHP olacağı görülmektedir. Çünkü yeni CHP yönetiminin çok kafa karıştırıcı politikaları bulunmaktadır ve son dönemlerde AKP ile CHP arasındaki “siyasi gerilim”in Erdoğan ile Özel arasında bir “danışıklı dövüş” olma ihtimali oldukça yüksektir. Bundan dolayı devrimci ve demokratik hareketin oldukça dikkatli olması gerekmektedir.
AKP rejiminin gelmiş olduğu tarihsel düzey, devrimci ve demokratik harekete çok daha farklı bir mücadele araç ve yöntemleri dayatmaktadır. Bugün gerek CHP içerisindeki klikler (Özel, İmamoğlu, Kılıçdaroğlu vs.) arasında gerekse de ülkede genel muhalefet içerisinde böyle bir siyasi perspektif bulunmamaktadır. Muhalefetin bütün siyasi yönelimleri AKP rejiminin sınırları içerisinde bir çözüm ile kendisini sınırlamıştır. Bu da kaçınılmaz olarak dolaylı ya da dolaysız olarak rejime yedeklenme demektir. Bundan birkaç gün önce Medyascop’ta Ruşen Çakır’a konuşan Ahmet Şık’ın dediği gibi “Rejimi seçimle değiştirmenin zamanı geçmiş olabilir.” Bütün mesele de bu andan itibaren başlamaktadır: O zaman “seçimin dışında” ya da hem seçim hem de “başka araçlarla” birlikte nasıl bir mücadele yöntemi geliştirmek gerekir?
Sorun tek akıl karışıklığından kaynaklanmamaktadır ama o kadar önemli olan cesaret yoksunluğundan da kaynaklanmaktadır!
