Trump Erdoğan’ı Nasıl Kuşatıyor?
Önceki yazılarımızda Trump yönetiminin Körfez monarşileriyle kurduğu gerici ittifak zemininde Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye yöneldiğini vurgulamıştık. Afganistan’ın Körfez güdümündeki Taliban’a bırakılması nasıl bir jeopolitik boşaltma ve kontrol operasyonu idiyse, bugün Suriye ve Irak’ta Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) üzerinden kurulan düzen de aynı stratejik hattın devamıdır. Kürtler bu denklemde gözden çıkarılmış; bölge, Anglo-Amerikan ekseni ile Körfez arasındaki yeni paylaşım planına göre yeniden düzenlenmektedir.
Trump Erdoğan’ı Nasıl Kuşatıyor?
Kemal Erdem
Önceki yazılarımızda Trump yönetiminin Körfez monarşileriyle kurduğu gerici ittifak zemininde Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye yöneldiğini vurgulamıştık. Afganistan’ın Körfez güdümündeki Taliban’a bırakılması nasıl bir jeopolitik boşaltma ve kontrol operasyonu idiyse, bugün Suriye ve Irak’ta Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) üzerinden kurulan düzen de aynı stratejik hattın devamıdır. Kürtler bu denklemde gözden çıkarılmış; bölge, Anglo-Amerikan ekseni ile Körfez arasındaki yeni paylaşım planına göre yeniden düzenlenmektedir.
Trump yönetimi Suriye’yi HTŞ ekseninde Körfez nüfuzuna bırakırken, kuzeyde PYD’nin tasfiyesine ve PKK’nin bölgesel etkisinin kırılmasına Türkiye üzerinden destek verir görünmektedir. Bu tablo, kısa vadede AKP’nin çıkarlarıyla örtüşüyormuş gibi sunulmaktadır. Oysa ABD’nin PKK ile PYD’ye karşı bütün gerici güçleri koordine ederek yürüttüğü kuşatma politikası, AKP’nin kısa dönemli çıkarlarına hitap ederken, uzun vadede onun stratejik alanını daraltmaktadır. Emperyalizm, bir aktöre alan açarken aslında onu daha büyük bir çemberin içine almaktadır.
Ortadoğu’da ABD-İngiltere-İsrail ve Körfez hattının genişlemesi yalnızca Kürt hareketi açısından değil, AKP açısından da olumsuz sonuç üretmektedir. Bu emperyalist blok, bölgesel nüfuz alanını genişlettikçe AKP’nin hareket alanı daralmakta; AKP, kontrol ettiği sandığı sürecin nesnesi hâline gelmektedir. Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve HTŞ’nin iktidara taşıması, salt bir iç savaş sonucu değil; Anglo-Amerikan-Körfez-İsrail hattının koordineli müdahalesinin ürünüdür. Bu gelişme Kürtler kadar AKP’nin de stratejik aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.
HTŞ’nin Rojava’yı yutarak Türkiye sınırına dayanması, fiilen ABD-İngiltere-Körfez-İsrail hattının Türkiye’nin güneyine yerleşmesi anlamına gelir. Bu baskı yalnızca güneyden değil; Irak ve İran hattında aynı eksenin güçlenmesiyle çok yönlü bir kuşatmaya dönüşmektedir. Irak’ta olası bir El Kaide darbesi senaryosu (son dönemlerde ABD tarafından Rojava’daki İŞİD’çilerin Irak’a taşınması böyle bir senaryo için olabilir) , Şii unsurların zayıflatılması ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yeniden dizaynı ya da yıkılması, İran’a dönük askeri-ekonomik baskıyla birleştiğinde, ortaya çıkan tablo AKP’yi de içine alan geniş bir stratejik kuşatma çemberidir.
Bu kuşatma tamamlandığında, sıranın AKP’nin yıkılması politikasına gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Trump yönetimi bölgesel alanı kontrol altına aldıktan sonra, Erdoğan ve AKP’ye karşı dört ayrı kanaldan oluşan bir baskı sistemi devreye sokabilir:
Birinci kanal Kürtlerdir. Rojava’nın HTŞ aracılığıyla kuşatılması, Kürt hareketi içinde bölünmeler yaratma ve AKP ile Kürt siyasi hattı arasında kalıcı bir düşmanlık inşa etme amacını taşımaktadır. Eğer Kürt kazanımlarının tasfiyesi sürecinde AKP sorumlu gösterilirse, Türkiye içinde yeni bir siyasal kriz zemini oluşacaktır. Bu gerçekleşmez ve HTŞ doğrudan hâkimiyet kurarsa, bu kez cihatçı güçlerin Türkiye sınırına yığılması Ankara’yı başka bir güvenlik baskısıyla karşı karşıya bırakacaktır.
İkinci kanal Türkiye içindeki radikal unsurlardır. Bölgesel cihatçı ağların Türkiye’de hücreler üzerinden harekete geçirilmesi ihtimali, siyasi istikrarı zayıflatma aracı olarak masadadır. Böyle bir senaryo, AKP’nin hem güvenlik hem meşruiyet alanını sarsabilir.
Üçüncü kanal MHP’dir. Trump’ın 2016’da ilk kez başkan seçilmesiyle MHP’nin AKP ile ittifaka yönelmesi arasındaki tarihsel çakışma, sadece iç siyasi dinamiklerle açıklanamaz. MHP, AKP’ye yakın durarak onu devlet mekanizması içinde dengeleyen ve gerektiğinde sıkıştıran bir rol üstlenmiştir. İmralı ve Kandil üzerinden yürüyen çok katmanlı siyaset ile Suriye’deki gelişmeler birbirini tamamlayan hamleler olarak okunmalıdır.
MHP Suriye’de AKP’yi KCK ile karşı karşıya getirerek ikisi arasındaki düşmanlığı körüklemekte ve Türkiye’nin iç politikasında da bu düşmanlığı kullanarak ve Abdullah Öcalan-Kandil-DEM ile yakınlaşarak da AKP’yi tecrit etmeye çalışmaktadır.
Dördüncü kanal doğrudan Erdoğan’dır. Geçmişte İran ambargosunun delinmesi, geçmiş yolsuzluk dosyaları, IŞİD bağlantı iddiaları gibi başlıklar uluslararası sistemde baskı aracı olarak kullanılabilecek dosyalardır. Bölgesel kuşatma tamamlandığında bu dosyaların devreye sokulması, ekonomik yaptırımlar ve finansal ambargo seçenekleriyle birleşebilir. Böyle bir senaryoda Türkiye ekonomisinin ağır bir sarsıntı yaşaması ve ülkenin İran benzeri bir yaptırım kıskacına alınması ihtimali gündeme gelebilir.
Ortaya çıkan tablo, Erdoğan’ın bugün taktik kazanım gibi görünen bazı hamlelerinin uzun vadede stratejik bir daralmaya yol açabileceğini göstermektedir.
Peki Erdoğan bu çok katmanlı kuşatmaya karşı hangi karşı hamleleri geliştirmektedir?
Bu sorunun yanıtını ise bir sonraki makalede ele alacağız.
