Trump Rojava’yı Niçin ve Nasıl Kuşatıyor?

Heyeti Tahriri Şam (HTŞ)  ya da Türkçe adıyla Şam Kurtuluş Heyeti, Halepin iki mahallesinden başlayarak Suriye Demokratik Güçlerini  Fırat’ın batısında birçok noktada geriletmesi, güneyde Rakka hattında yaşanan alan kayıpları, Arap aşiretlerinin saf değiştirerek HTŞ çizgisine yönelmesi ve bu sonuncusunun girdiği yerlerde IŞİD mensuplarını serbest bırakması, bütün bu olaylar,  sahadaki gelişmelerin rastlantısal olmadığını açık biçimde göstermektedir. 

Trump Rojava’yı Niçin ve Nasıl Kuşatıyor?

Trump Rojava’yı Niçin ve Nasıl Kuşatıyor?

Kemal Erdem 

Heyeti Tahriri Şam (HTŞ)  ya da Türkçe adıyla Şam Kurtuluş Heyeti, Halepin iki mahallesinden başlayarak Suriye Demokratik Güçlerini  Fırat’ın batısında birçok noktada geriletmesi, güneyde Rakka hattında yaşanan alan kayıpları, Arap aşiretlerinin saf değiştirerek HTŞ çizgisine yönelmesi ve bu sonuncusunun girdiği yerlerde IŞİD mensuplarını serbest bırakması, bütün bu olaylar,  sahadaki gelişmelerin rastlantısal olmadığını açık biçimde göstermektedir. 

Bütün bu süreçler yaşanırken ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yanında durmaması, tersine süreci sessizce izlemesi ve hatta bölgeden gelen bilgilere göre, HTŞ saldırırken, ABD uçaklarının SDG’nin mevzilerini bombalaması ve bu temelde Kürtlerin büyük askeri kayıplar vermesi, Washington’un Suriye sahasında daha kapsamlı ve çok katmanlı bir planlama yürüttüğünü ortaya koymaktadır.

Gazeteci Hüsnü Mahalli kendi YouTube kanalında, kısa bir süre önce ABD’nin Türkiye büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barack’ın, Mesut Barzani ve Mazlum Abdi ile yapmış olduğu görüşmede, HTŞ’nin Fırat’ın doğusuna geçerken Kürtlerin saldırması durumunda, ABD savaş uçaklarının Kürt mevzilerini bombalayacağını açıkça belirttiğini ileri sürmektedir. Son yaşanan olaylara bakıldığında, bu iddianın doğru olduğu görülmektedir.

Bu tablo, Rojava’nın askeri ve siyasi olarak kuşatılmasına dönük bilinçli bir sürecin işletildiğini göstermektedir. ABD, bir yandan sahadaki güç dengelerini yeniden düzenlerken, öte yandan bölgedeki tüm aktörleri kendi büyük stratejisi doğrultusunda konumlandırmaktadır. Yaşananlar, taktik geri çekilmelerden ziyade, Rojava’nın tasfiyesine giden yolun sistemli biçimde döşendiğine işaret etmektedir. 

Bu noktada temel soru şudur: ABD, HTŞ güçleri Kürtlerin denetimindeki alanlara doğru ilerlerken onları nerede ve nasıl durduracaktır? Ya da daha önemlisi, durdurmak gibi bir niyeti var mıdır? Sahadaki gelişmeler ve ABD’nin sessizliği birlikte değerlendirildiğinde, HTŞ’nin ilerleyişinin geçici ya da kontrolsüz olmadığı, aksine belirli sınırlar içinde teşvik edildiği görülmektedir.

Büyük resme bakıldığında, SDG’nin alan kaybetmesi ve geri çekilmesinin, Rojava özerk yönetiminin yıkımına dönük bir ön aşama olduğu açıktır. Trump yönetiminin Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez monarşileriyle kurduğu stratejik ittifak, Suriye’nin Irak Sünnilerini de kapsayacak biçimde HTŞ ekseninde Körfez güdümüne sokulmasını hedeflemektedir. Bu plan, Irak’ı parçalayarak merkezi devleti işlevsizleştirmeyi ve böylece Irak Arap Sünnilerinin, Suriye Arap Sünnileriyle birleştirilmesini içermektedir. Ama Irak ve Arap Sünnilerinin birleşmesinin önündeki temel engel ise Rojava Özerk Yönetimi’dir. Rojava Özerk Yönetimi tek Suriye içinden gelen bir tehdit ile karşı karşıya değildir ama Kuzey’den Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu, Doğu ve Güney’den HTŞ ile IŞİD ve yine IŞID’çilerin salıverilmesiyle içeriden ve Batı’dan da Irak El Kaide ve IŞID’çileri tarafından kuşatılmış durumdadır ve bizzat bu kuşatma Trump yönetimi tarafından orkestra edilmektedir. 

Trump yönetimi ile Körfez monarşileri arasındaki stratejik ittifaklık, fermuar sistemine benzemektedir. Taraflardan birisi karşı tarafın çıkarına uygun bir taktik adım atarken,  aynı şekilde diğer tarafın da kendi çıkarına olacak başka bir adım atmasını beklemektedir. Karşılıklı adımlar atılarak fermuar kapatılmaktadır. Trump Yönetimi’nin küresel stratejisinin başarısı, dünyanın bazı bölgelerinde Körfez’in ona destek vermesine bağlıdır. Körfez bu destek karşılığında da, kendi nüfuz bölgelerinde ABD’den kendisinin tek başına çözemeyeceği sorunları çözmesinde destek istemektedir. İşte Suriye ve Rojava eksenli gelişen olayların arkasında, Trump yönetimi ile Körfez arasındaki bu tür ilişkiler bulunmaktadır. 

Bu bağlamda HTŞ’nin Türkiyeye bağlı olduğu yönündeki söylemler bilinçli bir çarpıtmadır. Heyeti Tahriri Şam Türkiye’nin değil, doğrudan ABD Körfez hattının çıkarlarına hizmet eden bir yapı olarak hareket etmektedir. Türkiye vurgusu, asıl stratejik hedefin gizlenmesi ve Ankara’nın ileride içine çekileceği tuzağın meşrulaştırılması için kullanılan bir sis perdesidir.

Trump Yönetimi, Rojava’yı kuşatma ve yıkma sürecinde sahadaki tüm aktörleri aynı anda test etmektedir. Kimlerin ne kadar ABD ile ileri gidebileceği, kimlerin itiraz edeceği ve kimlerin kolayca yönlendirilebileceği bu süreçte ölçülmektedir. Aynı zamanda AKP örneğinde olduğu gibi, bazı aktörler için de açık bir tuzak kurulmaktadır.

Trump’ın önderliğinde; Türkiye, onun denetimindeki Özgür Suriye Ordusu, HTŞ ve IŞİD unsurlarının katılacağı bir kuşatma senaryosu gündemdedir. Ancak bu senaryoda asıl hedef, Türkiye ile SDG’yi doğrudan karşı karşıya getirmektir. Böylece HTŞ ve IŞİD güçlerinin yıpranması engellenecek, esas askeri yük Türkiye ile Kürtler arasında yaşanacak bir savaşın omuzlarına bindirilecektir. Bu savaşın sonunda da yıpranmış ve zayıflamış olan AKP ile Rojava özerk yönetimi tasfiye edilecektir. 

HTŞ’nin Türkiye ile ilişkilendirme çabaları da bu planın parçasıdır. Amaç, Türkiye’yi Rojava’da uzun süreli bir çatışmaya sürüklemek, Ankara’yı Kürt karşıtlığı üzerinden meşrulaştırılmış bir bataklığın içine çekmek ve ardından Erdoğan rejimine karşı uluslararası yaptırımları devreye sokmaktır. Bu süreçte Türkiye, hem sahada yıpratılacak hem de diplomatik olarak yalnızlaştırılacaktır.

Rojava’da bataklığa çekilecek olan AKP iktidarı, içeride MHP’nin yıpratıcı ve yönlendirici politikalarıyla köşeye sıkıştırılacaktır. Aynı anda MHP’nin PKK ve DEM çevreleriyle kontrollü bir yakınlaşma sürecine girmesi, AKP’nin siyasal manevra alanını tamamen daraltacaktır. Bu çok yönlü baskı, iktidarın iç dengelerini çözmeye yönelik bir siyasi mühendisliktir.

Buna paralel olarak Türkiye içindeki IŞİD ve El Kaide hücrelerinin eş zamanlı biçimde harekete geçirilmesi ve büyük eylemlerle toplumsal istikrarsızlığın derinleştirilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu tür bir kaos ortamı, AKP rejiminin meşruiyetini daha da zayıflatacak ve nihai olarak bir rejim değişikliğinin zemini hazırlanacaktır. 

Trump yönetimi, Rojavaya karşı çemberi bilinçli biçimde daraltmakta ve ortak bir kuşatma için koşulları olgunlaştırmaktadır. HTŞ ve IŞİD, bu süreçte Trump yönetimine sadakatlerini açık biçimde ilan etmiş durumdadır. Eğer AKP rejimi bu kuşatmaya katılmazsa, Trump tarafından tamamen damgalanması ve hedefe konulması kaçınılmaz hale gelecektir.

Erdoğan ise HTŞ ve IŞİD’in SDG ile kapsamlı bir çatışmaya girdiği, her iki tarafın da zayıfladığı bir aşamada savaşa dahil olmayı tercih etmektedir. Bu, Türkiye’nin askeri maliyetleri minimize etme ve süreci zamana yayma arayışının bir göstergesidir.

Burada temel soru şudur: Türkiye’nin SDG ile savaşa girmediği bir durumda, Heyeti Tahriri Şam Suriye Demokratik Güçleri’nin üzerine daha fazla gidebilir mi? Türkiye’nin aktif desteği olmadan, Heyeti Tahriri Şam ve benzeri yapıların Rojava’yı yıkma kapasitesi nedir? Bu sorular, sahadaki güç dengelerinin kırılganlığını ve planın çok sayıda değişkene bağlı olduğunu göstermektedir. 

AKP rejiminin Trump’ın Rojava’yı yıkma planına dahil edilmesi, bir yandan ABD Körfez hattının politikasını perdeleyecek, öte yandan AKP’nin iç ve dış politikada yıpratılmasına hizmet edecektir. AKP bu planın içinde yer aldıkça, kendi sonunu hızlandıran bir rol oynamış olacaktır.

Eğer AKP, Trump Yönetimi’nin istediği gibi Rojava’da kurulan tuzağa düşmezse, ABD’nin Suriye politikasında ciddi bir belirsizlik ortaya çıkacaktır. Bu durumda Trump yönetimi ya geçici olarak Rojava özerk yönetimini yıkma hedefini erteleyecek ve önceliği AKP rejiminin zayıflatılmasına ve de tasfiyesine vererek ardından tekrar Rojava’ya yönelecektir.

Ya da ikinci bir seçenek olarak,  Heyeti Tahriri Şam ve IŞİD güçleriyle birlikte, Türkiye’nin Rojava üzerindeki dolaylı baskısını da kullanarak Ankara’yı saha dışında  bırakarak, Rojava’yı Türkiye’siz biçimde yıkmaya çalışacak ve ardından tüm cihatçı unsurları Türkiye sınırına yığarak AKP rejimini hedef alan yeni bir aşamaya geçecektir.

Her iki senaryoda da görünen şudur: Rojava, yalnızca yerel bir yönetim meselesi değil; emperyalist güçlerin bölgesel yeniden dizayn planlarının merkezinde yer alan stratejik bir düğümdür. Trump Yönetimi’nin hamleleri bu düğümü, ABD ve Körfez monarşileri ve de onların uzantıları olan Heyeti Tahriri Şam ile IŞİD lehine ama Kürtler ve AKP aleyhine çözen bir yapıya sahiptir.