Trump Yönetimi’nin “Arka Bahçe” Politikası Ne Anlama Geliyor?

Çok kısa bir zaman önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ABD tarafından haydutça kaçırılması, daha önce ele aldığımız Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinde belirlenen yeni Monroe Doktrini’nin (Donroe olarak da adlandırılmaktadır) ilk somut adımıdır.

Trump Yönetimi’nin “Arka Bahçe” Politikası Ne Anlama Geliyor?

Trump Yönetimi’nin “Arka Bahçe” Politikası Ne Anlama Geliyor?

Kemal Erdem

 

Çok kısa bir zaman önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ABD tarafından haydutça kaçırılması, daha önce ele aldığımız Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinde belirlenen yeni Monroe Doktrini’nin (Donroe olarak da adlandırılmaktadır) ilk somut adımıdır.

Latin Amerika’nın ABD’nin “arka bahçesi” olarak yeniden tanımlanması ve ABD’nin küresel siyasetten çekildiği algısı bir yanılsamadan ibarettir. Gerçekte yaşanan, küresel ölçekte tasarlanmış bir stratejinin ilk aşamasının hayata geçirilmesidir. Faşist Trump yönetiminin Latin Amerika’yı ABD hegemonyası altına alma politikası, uzun erimli bir küresel stratejinin ve ABD iç politikasını otoriter–totaliter bir tarihsel hatta sokma girişiminin ilk evresidir.

Faşist Trump yönetiminin Latin Amerika’daki bağımsız ülkeleri ABD hegemonyası altına alma girişimi tek bir nedene indirgenemez. Bu yönelim, petrol, değerli madenler, jeopolitik konum, askeri üstünlük ve ideolojik tahakküm gibi birçok faktörün birleşiminden oluşan kompleks bir politikanın sonucudur.

Bu politika, ABD çevresindeki görece güçsüz ülkeleri baskı altına alırken aynı zamanda bir güç gösterisi işlevi görmektedir. Bu güç gösterisi, ABD içinde faşist politikaları destekleyen sosyal kesimlere moral vermekte; tıpkı Hitler ve Mussolini örneklerinde olduğu gibi, dış saldırganlık üzerinden içeride halkın geniş kesimlerini etkilemeyi hedeflemektedir. Böylece ABD’de demokratik yapının altı daha fazla oyulmakta ve Demokratlar politik olarak köşeye sıkıştırılmaktadır. Kısacası bu hamleler, ABD’nin iç faşist dönüşümünü ilerletmenin araçlarıdır.

Latin Amerika’nın ABD hegemonyası altına alınması, aynı zamanda Çin ve Rusya’nın bölgedeki etkisini sınırlandırmayı amaçlamaktadır. Çin’in ekonomik yayılımı ve Rusya’nın askeri–politik varlığı bu coğrafyada kesintiye uğratılmak istenmektedir.

Venezuela petrolünün ABD denetimine alınması ve bu ülkenin petrol gelirlerinin ABD’ye borç mekanizmaları üzerinden bağlanması da stratejinin önemli ayaklarından biridir. Bu bağlamda Venezuela’nın, ABD açısından Suudi Arabistan benzeri bir işlev üstlenmesi hedeflenmektedir. Böylece ABD’nin dolar üzerinden borçlanma kapasitesinin küresel tabanı genişletilmeye çalışılmaktadır.

Buna ek olarak, ABD endüstrisi için hayati öneme sahip değerli madenlere erişim sağlanması ve bu kaynaklardan rakip güçlerin mahrum bırakılması hedeflenmektedir. Bu durum, teknolojik ve askeri üretim alanlarında ABD’ye uzun vadeli avantajlar sunacaktır.

Son olarak korku, bu politikanın temel araçlarından biri olarak kullanılmaktadır. Rakiplerin hizaya çekilmesi, taviz vermeye zorlanması ve olası direnişlerin daha baştan bastırılması bu korku iklimi sayesinde mümkün hale getirilmektedir. Böylece gelecekteki operasyonlar için daha düşük maliyetli bir zemin hazırlanmış olmaktadır.

Donroe politikası, bir yandan ABD iç politikasını faşist bir doğrultuda dönüştürürken, diğer yandan dış politikada uzun erimli olarak Çin’i kuşatmayı hedeflemektedir. Latin Amerika ABD hegemonyası altına alındıktan sonra, ABD bu güce dayanarak Rusya’yı Çin’den koparmaya, Avrupa’yı Rusya ile birlikte yeniden paylaşmaya ve nihayetinde Çin’i tam bir kuşatma altına alarak rejim değişikliği hedefleyen saldırgan bir politikaya yönelmeye çalışacaktır.

Her koşulda yeni faşist ABD yönetiminin küresel saldırganlığı ve bu temelde şekillenecek yeni bir dünya savaşı ihtimali, ABD iç politikasının tamamen dönüştürülmesi başarısına bağlıdır. Bu dönüşüm tamamlandığı andan itibaren, yeni bir dünya savaşı olasılığı neredeyse kaçınılmaz hale gelecektir.