Trump’ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Küresel Faşist Planlama

Trump yönetiminin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, yüzeyde “barış”, “istikrar”, “yük paylaşımı”, “özgüven”, “medeniyet” gibi kavramlarla konuşur. Ancak bu metin açık bir strateji belgesi değildir; tersine, stratejinin kendisini saklayan bir örtük dil belgesidir. Çünkü hedeflenen şey bir diplomasi düzeni değil, dünyanın güç ilişkileri temelinde yeniden paylaşımıdır. Belgeyi, “ne söylediğiyle” değil, “neye hizmet ettiğiyle” okumak gerekir. Aksi halde, metin bir “ilke beyanı” gibi görünür; oysa gerçekte, küresel ölçekte milliyetçi-faşist hareketleri ve otoriter rejimleri konsolide ederek, liberal-demokratik düzenleri tasfiye etmeyi hedefleyen bir faşist ittifak siyasetinin yol haritası olarak çalışır.

Trump’ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Küresel Faşist Planlama

Trump’ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Küresel Faşist Planlama

Kemal Erdem

Trump yönetiminin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, yüzeyde “barış”, “istikrar”, “yük paylaşımı”, “özgüven”, “medeniyet” gibi kavramlarla konuşur. Ancak bu metin açık bir strateji belgesi değildir; tersine, stratejinin kendisini saklayan bir örtük dil belgesidir. Çünkü hedeflenen şey bir diplomasi düzeni değil, dünyanın güç ilişkileri temelinde yeniden paylaşımıdır.

Belgeyi, “ne söylediğiyle” değil, “neye hizmet ettiğiyle” okumak gerekir. Aksi halde, metin bir “ilke beyanı” gibi görünür; oysa gerçekte, küresel ölçekte milliyetçi-faşist hareketleri ve otoriter rejimleri konsolide ederek, liberal-demokratik düzenleri tasfiye etmeyi hedefleyen bir faşist ittifak siyasetinin yol haritası olarak çalışır.

Örtük dil: Barış söylemi, savaşın kurulumudur

Strateji belgesinin dili bilerek örtüktür. Çünkü açık olursa teşhir olur. Bu nedenle metin, gerçeği açıklamak için değil, gerçeği saklamak için “makul” kelimelerle örülmüştür. Belge, örneğin “deterrence / caydırıcılık” derken savaşın önlenmesini değil, savaşın kurulmasını kasteder; “burden-sharing / yük paylaşımı” derken müttefik dayanışmasını değil, müttefiklerin disipline edilmesini kasteder.

Belgenin Asya bölümünde kurduğu “ekonomik disiplin + caydırıcılık” döngüsü bunu açık eder: Ekonomik hamleler askeri gerilim için alan açacak, askeri gerilim de ekonomik yeniden dizilimi zorlayacaktır. Bu, barış diliyle yürütülen bir sistemli gerilim stratejisidir.

Çin: Açıktan düşman ilan etme ve küresel hizalanma

Belgenin en açık olduğu yer Çin’dir. Çin, yalnızca “rakip” değil, stratejinin ana düşmanıdır. Ekonomi, teknoloji, tedarik zincirleri, yapay zekâ, kuantum ve savunma sanayii başlıklarının tümü Çin’e karşı tek bir hatta bağlanır.

Belge, “Hint-Pasifik’in önümüzdeki yüzyılın ana ekonomik-jeopolitik mücadele alanı” olacağını söylerken, aslında şunu kurar: Bütün güçlerin Çin’e göre dizildiği bir cepheleşme.


Uzakdoğu hattı (ada zincirleri, Güney Çin Denizi), teknoloji standartları ve sermaye akımları aynı hedefe bağlanır: Çin’in büyümesinin kırılması; yalnızca Çin’in değil, Çin’in temsil ettiği “alternatif modernleşme ve devlet biçimi”nin de geriletilmesi.

Rusya: Düşmanı yenmek değil, düşmanı satın almak

Belgede “Ukrayna’da hızlı son” gibi paketlerin altında yatan hedef, Avrupa’yı istikrara kavuşturmak değil; Rusya’yı Çin’den koparmaktır. Rusya, ABD’nin stratejisinde bir “düşman” olmaktan çıkartılıp, Çin’e karşı kuşatmanın kuzey ayağına yerleştirilmek istenir.

Bu, Avrasya’nın bütünleşmesine karşı yürütülen sistematik bir siyasettir. Çünkü Avrasya’nın olası bir birlik hattı (Çin–Rusya–Avrupa eksenleri), ABD hegemonyasının asıl yapısal rakibidir. Bu nedenle ABD, Rusya’yı “kazanarak” Avrasya’yı içerden bölmek ister.

Avrupa: “Medeniyet” söylemiyle faşizmin iktidar yolu

Belge, Avrupa’yı “kimlik krizi, göç, ifade özgürlüğü, doğum oranları” üzerinden tarif eder. Bu, masum bir kültürel yorum değil; Avrupa’da burjuva demokrasisinin çökertilmesine zemin hazırlayan bir ideolojik operasyondur. “Avrupa’nın yeniden Avrupa olması” çağrısı, liberal-demokratik merkezlerin zayıflatılması ve milliyetçi-faşist hareketlerin iktidara taşınmasıyla aynı mantıkta birleşir.

Burada iki hedef eş zamanlıdır:

  • Avrupa’da faşist hareketlerin iktidarlaşmasıyla AB’nin içerden çökertilmesi,
  • Doğu Avrupa’nın doğrudan ABD güdümüne alınmasıyla Rusya–Avrupa yakınlaşmasının kesilmesi.

NATO bütçesi baskısı da bu tabloda okunmalıdır. Bu baskı, Avrupa güvenliği için değil; Avrupa’da sosyal huzursuzluğu büyütmek, milliyetçi-faşist dalgayı beslemek ve Avrupa’yı “içi boş bir güvenlik mimarisi” içinde oyalamak içindir. Belge “müttefikler daha fazla harcamalı” derken, Avrupa’yı güçlendirmeyi değil; Avrupa’yı içeriden dönüştürmeyi hedefler.

Ortadoğu: Yük kaydırma değil, Körfez çıkarlarına göre yeniden düzenleme

Belge “sonsuz savaşlar bitti” der. Ama savaş bitmez; yalnızca biçim değiştirir. ABD yükünü çekip taşeronlara verirken, Ortadoğu’yu Körfez monarşilerinin çıkarlarına göre yeniden düzenler. Bu düzenleme, azınlıkların statüsünü tanıyan bir denge düzeni değil; tam tersine, azınlıkların kazanımlarını tasfiye eden tekçi bir mühendisliktir.

Suriye-Irak hattında hedeflenen düzenlemede Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin statüsü bir “müzakere konusu” değildir; stratejinin yürüyebilmesi için ortadan kaldırılması gereken engellerdir. “Bölgeyi olduğu gibi kabul etmek” söylemi ise burada şunu örter: Bölgeyi “olduğu gibi” kabul etmek değil, bölgeyi olmak istenildiği gibi kurmak.

Rojava: destek değil, tasfiye ve savaşın içine çekerek tüketme

Trump yönetimi Rojava’yı desteklememektedir. Rojava, stratejik planlamada bir “ortak” değil; bir süre yatıştırılıp sonra bıçağın altına sürülecek bir karttır. Buradaki yöntem, açık saldırı değil, çatışma üretimidir:

  • Türkiye ile SDG’yi karşı karşıya getirmek,
  • çatışma büyürken “denge” pozisyonu almak,
  • savaşın sonunda doğan boşluğu HTŞ benzeri güçlerle doldurmak,
  • Kürt özerkliğini tasfiye etmek; ardından Alevi ve Dürzi alanlarını hedefe koymak.

Bu tabloda Rojava’nın yıkımı, yalnızca Rojava’nın yıkımı değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin iç siyasetini de hedefleyen bir zincirin parçasıdır.

Türkiye: AKP’yi Rojava’ya çek, yıprat, MHP eksenli sertleşmeyi hedefle

Stratejinin Türkiye boyutu, dış politikadan ibaret değildir; Türkiye iç siyasetinin dizaynıdır. Türkiye–SDG çatışması, yalnızca sınır güvenliği meselesi değil; AKP’yi yıpratıp içeride daha sert bir rejim hattının önünü açma hamlesidir. Rojava’da uzun sürecek bir yıpratma, içeride MHP merkezli bir sertleşmenin maddi zeminini güçlendirir.

Bu yüzden Trump stratejisinde Türkiye, “özne” değil; cepheye sürülen, yıpratılan ve sonunda içerden dönüştürülmesi hedeflenen bir güç konumuna itilmek istenir.

Sonuç: Bu plan faşizmi büyütür  ama karşı hamleyi de çağırır

Trump’ın bu küresel faşist siyaseti, dünya genelinde yalnızca savaş riskini değil; faşizm ile demokratik cumhuriyet arasındaki mücadeleyi de keskinleştirecektir. Çünkü faşist ittifak, liberal-demokratik düzenleri de, sosyalist ve komünist güçleri de hedefe koyarak “merkez siyaset” alanını daraltır. Bu daralma, birçok ülkede iki sonucu bir arada üretir:

1.    Faşist hareketlerin saldırgan yükselişi,

2.    Buna karşı halkların içinde devrimci enerjilerin ve ilerici reformist hareketlerin yeniden canlanması.

Ancak bu ikinci sonuç kendiliğinden ve otomatik biçimde doğmaz. İki dünya savaşı arasındaki dönemde yapılan hatalar tekrarlanırsa, faşizm ilerler; demokratik cumhuriyet yenilir.

Bu nedenle, günün tarihsel görevi şudur:

  • Devrimci hareketler ile sosyal demokrat hareketler, birbirini düşmanlaştırmak yerine ortak bir anti-faşist stratejik hat kurmalıdır.
  • Bu hat, yalnızca solun dar sınırlarında kalmamalı; muhafazakâr demokratları da yanına alarak geniş bir demokratik cumhuriyetçi cepheyi dünya genelinde örmelidir.
  • Hedef, faşizmi sadece “protesto etmek” değil; faşizmi iktidar yollarında boğacak kurumsal ve toplumsal bloku kurmaktır.

Trump stratejisi, dünyayı cephelere bölmek istiyor: Çin karşıtlığı, azınlık tasfiyesi, Avrupa’da faşist iktidarlar, Ortadoğu’da tekçi düzenler…
Buna verilecek yanıt; dar “kampçılık” değil, 
geniş anti-faşist cumhuriyetçi birleşik cephe olmalıdır.

Çünkü bu çağın gerçeği şudur: Faşizm, yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil; küresel bir planlamadır. Ve ona karşı kurulacak direnç de, yalnızca yerel değil, küresel bir demokratik cumhuriyetçi blok olmak zorundadır.