Trump’ın Rojava ve Kandil Planı
Bugün Rojava sahasında yaşananlar rastlantı değildir. HTŞ’nin belirli hatlarda hareketlendirilmesi, SDG üzerindeki baskının kontrollü biçimde artırılması ve bölgenin sürekli bir belirsizlik içinde tutulması bilinçli bir stratejidir. ABD Rojava’yı hemen yıkmak istememektedir. Çünkü Rojava, Washington için bir “pazarlık kozu”dur. Ama aynı zamanda Kandil’i hizaya getirmek için bir basınç aracıdır. Yani mesele hemen yıkım değil, yönlendirmedir.
Trump’ın Rojava ve Kandil Planı
Kemal Erdem
Geçmiş bir değerlendirmede Trump’ın Erdoğan’ı nasıl kuşattığını ele almıştık. Ancak bu kuşatmanın asıl mekanizması yeterince netleştirilmeden tablo tamamlanmış olmaz. Sorulması gereken soru şudur: ABD, Rojava ve Kandil üzerinden AKP ile PKK’yi nasıl karşı karşıya getirmek istemektedir?
Bugün Rojava sahasında yaşananlar rastlantı değildir. HTŞ’nin belirli hatlarda hareketlendirilmesi, SDG üzerindeki baskının kontrollü biçimde artırılması ve bölgenin sürekli bir belirsizlik içinde tutulması bilinçli bir stratejidir. ABD Rojava’yı hemen yıkmak istememektedir. Çünkü Rojava, Washington için bir “pazarlık kozu”dur. Ama aynı zamanda Kandil’i hizaya getirmek için bir basınç aracıdır. Yani mesele hemen yıkım değil, yönlendirmedir.
Bu model yeni değildir. 2014 Kobane kuşatmasında da benzer bir yöntem uygulanmıştır. O dönem radikal cihatçı unsurların Kobane’ye yüklenmesi sadece askeri bir operasyon değildi; siyasi bir mühendislikti. Kobane’nin düşmesi ihtimali üzerinden PKK’ye bir tercih dayatılmıştı: Ya tasfiye olacaksın ya da ABD stratejisine entegre olacaksın. Sonuçta ortaya çıkan tablo, ABD açısından “kontrollü bir PKK” formülüydü. Washington, tamamen yok edilmiş bir yapıdan ziyade, yönlendirebildiği bir aktörü tercih etmişti.
Bugün Trump’ın yaptığı şey, aynı yöntemin daha sert bir versiyonudur.
HTŞ üzerinden Rojava’ya baskı kurulurken asıl mesaj Kandil’e verilmektedir: “Rojava’yı korumak istiyorsan Türkiye ile çatışma hattını yeniden aç.” Bu, doğrudan bir savaş çağrısı değil; bir stratejik itmedir. Kandil’in önüne iki seçenek konmaktadır:
Birinci olarak, Erdoğan ile İmralı’daki Öcalan üzerinden yürüyen müzakere zeminini sürdürmek;
İkinci olarak da, AKP ile yıkıcı bir savaşa sürüklenmek.
ABD’nin asıl istediği ikinci seçenektir. Çünkü uzun vadede hem PKK’yi hem de AKP’yi zayıflatacak olan budur.
Eğer PKK AKP ile kapsamlı bir savaşa girerse ne olur?
Türkiye içeride sertleşir. Bölge istikrarsızlaşır. İran hattı gerilir. NATO içi kriz büyür. Ve en önemlisi, hem AKP hem Kandil yıpranır. Zayıflamış iki aktör, dış müdahaleye ve yeniden dizayna açık hale gelirler. ABD’nin klasik bölgesel yöntemi, düşman gördüğü güçleri doğrudan tasfiye değil, ama önce bu güçleri karşılıklı yıpratmak için kullanmak ve sonra da zayıflayan iki gücü tasfiye etmektir.
Bu noktada Devlet Bahçeli’nin pozisyonu daha anlamlı hale gelmektedir. Bahçeli’nin Öcalan ve DEM hattına yönelik görece yumuşak mesajları, ideolojik bir dönüşümden çok stratejik bir savunma refleksi olarak okunmalıdır. Devlet Bahçeli Trump’ın Rojava politikasına Türkiye’de farklı bir düzlemde entegre olmaktadır. Trump’ın Rojava üzerinden PKK’yi AKP ile karşı karşıya getirmek istediğini bilen MHP, AKP-PKK savaşında taktik olarak PKK ve DEMe yanaşarak , Trump’ın Erdoğan’ı yıkma sürecinde onu önce içeride tecrit etmek ve sonrasında da yıkmak istemektedir. Eğer Türkiye iç savaşa sürüklenirse, MHP’nin devlet içindeki ağırlığı artacaktır. Ama eğer kontrollü bir denge kurulursa yani PKK AKP ile anlaşırsa, Washington planı bozulabilir. Bahçeli burada risk yönetmektedir.
Devlet Bahçeli’nin AKP-PKK çelişkisinde ya da ABD’nin Kandil’i AKP ile olası bir savaşa itme politikası karşısında, AKP’nin yanında durduğunu göstermesi tam bir politik aldatma olup, gelecekte AKP’ye vuracağı politik darbeyi saklamaya yöneliktir. Hep birlikte gelecekte bunu göreceğiz !
Asıl kırılma şurada yaşanacaktır:Kandil, Rojava’nın korunması adına AKP ile savaşı kabul ederse, bu uzun vadede kendi tasfiyesini hızlandıracaktır. Çünkü savaş sonrası yorgun ve yıpranmış bir SDG, hem HTŞ hem IŞİD benzeri yapılar hem de uluslararası operasyonlar karşısında savunmasız kalır.
Ama Kandil, İmralı hattını ve Türkiye içi denge siyasetini tercih ederse, ABD’nin Rojava baskı kartı zayıflar. Çünkü AKP’ye yanaşan ve Rojava ve Suriye’de AKP ile birlikte hareket eden bir PKK’nin üzerine HTŞ daha fazla gidemeyecektir. Yok eğer AKP ile PKK arasında düşmanlık artarsa, o zaman sırasıyla PKK ve AKP, ABD ile müttefikleri tarafından tasfiye edilecektir. Buradaki tasfiye sözcüğü göreli anlamda yani güçlerini büyük oranda kaybedecekleri anlamında kullanılmıştır yoksa tamamen yokolma anlamında değil.
Dolayısıyla mesele tek Rojava değildir. Mesele PKK’nin göreli ve geçici olarak hangi bölgesel ve küresel stratejiye yedekleneceğidir. Ve eş zamanlı olarak AKP’nin hangi cephede kırılma yaşayacağıdır.
Önümüzdeki kısa süreçte belirleyici soru şudur: Kandil, ABD’nin yönlendirdiği savaş hattına mı girecek, yoksa Türkiye içi dengeyi önceleyen bir siyasi çözüm hattını mı seçecek?
Bu tercih sadece Rojava'nın değil, Türkiye’nin ve bölgesel güç dengelerinin geleceğini de belirleyecektir.
