“Türk usulü” fiyat istikrarı üzerine

Erdoğan’ın otoriterleşmesiyle muhafazakâr tabanın istemlerine hapsolması arasında bir ilişki söz konusudur. Elinde kalan artık sadece bu muhafazakâr tabandır ve bütün politikalarını da bu tabanı elde tutmaya göre ayarlamaktadır

“Türk usulü” fiyat istikrarı üzerine

Kemal Erdem
Dünya siyaset literatürüne “Türk usulü” Başkanlık sistemini hediye eden AKP-MHP faşizmi, şimdi de dünya ekonomi literatürüne “Türk usulü” fiyat istikrarını hediye etmek üzeredir. “Türk usulü” Başkanlık sistemi, demokratik yapısı yüzde doksan eğik olan politik sistemi tamamen tersine çeviren yani baş aşağı eden ve Tek Adam Yönetimi ile neredeyse tiranlığı çağrıştıran bir sistem oldu. Bu haliyle siyasal yapı otoriterlikten neredeyse totaliterliğe evrilen bir yapıya kavuştu. Aynı şekilde “Türk usulü” fiyat istikrarı da ekonomiyi baş aşağı çeviren ve tamamen rasyonaliteden uzak bir ekonomik model olarak ortaya çıkmaktadır.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın özellikle son yıllarda hız verdiği ve “faiz sebep enflasyon sonuçtur” söyleminde somutlaşan ama özellikle de 20 Aralık günü bütün devlet erkanının katıldığı bir spekülasyon ile çiçeği burnunda Maliye Bakanı Nebati’nin de açıkça belirttiği gibi “küçük mali yatırımcıların” çarpıldığı ya da tuzağa düşürüldüğü politikaların amacı tam olarak nedir? Devlet bu küçük yatırımcılara niçin tuzak kurmuştur?

***

Merkez Bankası’nın politika faiz oranlarını düşürerek yani bankaların MB’den düşük oranlarda borçlanarak piyasaya para pompalamaları, döviz kurlarını yükseltmekte ve yükselen döviz kurları da enflasyonu azdırmaktadır. Türkiye’de son yıllarda kaybolan fiyat istikrarının altında, Tek Adam Yönetimi aracılığıyla MB’yi kendisine bağlayan ve bu temelde MB’nin politika faizini sürekli indiren Erdoğan’ın yanlış ekonomi uygulaması yatmaktadır. Bu yanlış politika yani faizlerin Erdoğan’ın isteği doğrultusunda düşük tutulması, 2017-2021 arası kurları bastırmak için “arka kapıdan” MB’nin dövizlerinin gizli bir şekilde satılmasına neden olarak, gelinen noktada MB’nin döviz rezervlerinin eksiye düşmesine neden olmuştur. Yanlış faiz politikasının sonucu olan kurların ve onunla birlikte enflasyonun yükselmesi, devasa miktarda döviz rezervlerini eritmiştir.

Dövizlerin erimesine neden olan durum, halkın elindeki küçük birikimlerini enflasyona ezdirmemek için dövize yönelmesi ve kendisini bu temelde koruma isteğidir. Bu durum döviz kurlarını yükselterek TL’nin değersizleşmesine neden olmakta ve iktidar bu durumu durdurmak için ise sürekli piyasaya arka kapıdan döviz vererek kurların astronomik bir düzeye yükselmesinin önüne geçmeye çalışmış ama başaramamıştır. Üç-dört yıl zarfında pratik, düşük faizin tam bir felaket olduğunu göstermesine rağmen, ideolojik saplantı ve bu saplantıyı destekleyen Tek Adam Yönetimi’nin elindeki devlet olanakları, bu politikanın sürdürülmesine olanak sağlamıştır.

***

Erdoğan düşük faiz politikasını ve söylemini iki şekilde kullanmıştır/kullanmaktadır. Bunlardan ilki, kendi muhafazakâr tabanındaki “faiz haramdır” söylemine bağlı olan kitleyi kendi politik kanatları altında tutmak ve bu kesimin kendisinde uzaklaşmasını önlemek içindir. İkincisi de Başkanlık referandumu ve yerel seçimler döneminde ekonomide yalancı bahar havasının devamı için kullanmıştır. Bu seçimleri kendi iktidarının devamı için elzem gören Erdoğan, düşük faiz politikasını bu dönemde yoğun bir şekilde devreye sokarak, ekonominin canlı olduğu izlenimini vermeye çalışmıştır. Böylece hem muhafazakâr tabanı hem de esnafın önemli bir kısmını bu seçimlerde yanında tutabilmiştir. Ama bu politikalar, MB’nin rezervlerini tamamen eriterek gelinen noktada TL’yi savunmasız bırakmıştır. MB gelinen noktada çok önemli iki silahı olan faiz ile döviz rezervleri silahlarından mahrum hale gelmiştir. Bu haliyle de “Merkez Banka” olma vasfını kaybetmiş ve fiyat istikrarını terk etmiştir. Fiyat istikrarının olmadığı yerde çok doğal olarak da mali istikrar olmaz. Mali istikrarın temeli fiyat istikrarıdır.

Erdoğan açısından tabloyu daha da ağırlaştıran durum, beklenmedik olan pandemi olmuştur. Pandemi rezerv kullanımını gerektirdiği ama kasa tam takır olduğu için halk büyük bir felaketin ortasına sürüklenmiştir. Zaten pandemi döneminde büyük bir para basımı ortaya çıkmış ve bu durum enflasyonu daha da azdırmıştır. 2020 yılı para emisyonundaki aşırı genişleme bunun kanıtıdır. Para basımı TL’nin devalüasyonunu arttırdığı için halkın kendisini koruması için dövize yönelmesinden daha doğal bir durum yoktur. Ama gelinen noktada bu yükselen kuru durduracak araç da yoktur.

***

Mantıklı olan faizlerin yükseltilmesi ve sıcak paranın ülkeye çekilerek gerekli dövizin elde edilmesidir. Ama Erdoğan bu seçeneğe karşıdır çünkü seçime doğru gidilirken faizlerin yükseltilmesi, onun muhafazakâr seçmen tabanını kaybetmesi anlamına gelecektir ve kendisi açısından politik bir bozguna yol açacaktır. Erdoğan’ın otoriterleşmesiyle bu muhafazakâr tabanın istemlerine hapsolması arasında bir ilişki söz konusudur. Elinde kalan artık sadece bu muhafazakâr tabandır ve bütün politikalarını da bu tabanı elde tutmaya göre ayarlamaktadır. İşte bu tabanın elde tutulması politikası, ekonominin baş aşağı çevrilmesine neden olmuş ve “Prokrustes’in yatağı” gibi, ekonominin uzun gelen tarafları bu muhafazakâr tabanın seveceği “düşük faiz” ya da “faiz haramdır” söylemine uygun bir şekilde “kesilmektedir”. Bütün mesele Erdoğan’ın bu seçmenleri elde tutmak istemesi ve bu seçmenlerin de dindeki büyük dogmalardan birisi olan “faiz haramdır”a göre şekillenmesidir.

***

Bu yukarıdaki kısa analizden sonra, 20 Aralık 2021 tarihli spekülasyon operasyonuna ve amacına gelelim. Devletin zirvesi birçok kurumu ve ülke ekonomisinin büyük şirketlerini de yanına alarak bu spekülasyon operasyonunu niçin yapmıştır?

Bu operasyonun uzun zamandan beri hazırlandığı artık su götürmez bir gerçektir. Bu operasyondan hemen sonra da Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı’nın (KKTVMH) devreye sokulmasını, spekülasyon operasyonuyla birleştirdiğimiz zaman amacın ne olduğu kolayca ortaya çıkmaktadır.

Asgari ücrete yapılan büyük zam, rejimin bir baskın seçime hazırlandığını göstermektedir. Yine fiyatları yükseltmemesi için marketlere yapılan baskınlar ve sözde stokçulukla yapılan mücadele vs. seçimlere giderken fiyatların düşük tutulması çabasıdır. Ama fiyatların yükselmesine neden olan en önemli durum, döviz kurlarının yükselmesidir ve bu kurları yükselten de işte küçük yatırımcılardır. Ama bunların sayısı milyonlarca olduğu için, rejim bu kesime bir şey yapamamaktadır. Büyük şirketleri yakından izleyen ve onları döviz almaması için tehdit eden rejim, küçük yatırımcılara “söz geçirememek”tedir. Baskın seçime giderken bu küçük yatırımcıların kurları yükseltmesini önlemek için işte 20 Aralık spekülasyon operasyonu ile bu küçük mali yatırımcıların ağzına “biber sürülmüştür.” Görünen odur ki, rejimin bu küçük mali yatırımcıları dövizden uzak tutmak için bulduğu çare havuç ve sopadır.

Erdoğan birkaç aydan beri yaptığı açıklamalarla sürekli kurların yükselmesini sağlamış ve milyonlarca küçük yatırımcının dövize yönelmesini sağlamıştır. 20 Aralık günü de piyasalar kapandığı zaman arka kapıdan kamu bankalarına döviz satarak döviz kurlarının düşmesini sağlamış ve yüksek kurdan döviz alan milyonlarca küçük yatırımcının zarar etmesini sağlamıştır. Amaç bu yatırımcılara “döviz ile uğraşmak sizin işiniz değildir ve dövizden uzak durun” mesajını vermektir. İşte bu olaydan sonra da onların önüne KKTVMH mali ürününü getirerek, döviz alacağınıza mevduatınızı TL’de tutun ve kur farkından kaynaklanan kaybı da size Hazine üzerinden ödeyelim önerisini getirerek, bu küçük yatırımcıları TL’de çivilemek istemiştir. Önce spekülasyon ile korkutmuş ve sonra da önlerine bu mali ürünü getirerek sözde risksiz bir yatırım önerisi sunmuştur. Bütün bu planlar baskın seçim hesaplarıyla bağlantılıdır olduğu ve bu küçük yatırımcıların bu süre zarfında “akıllı olmaları”nın sağlanması içindir. Çünkü dövizi ancak bu kontrolsüz küçük yatırımcılar yükseltebilirler. Bu durum da baskın seçim ortamına yalancı ekonomik bahar ile gidilmesine engel teşkil edecektir. 20 Aralık spekülasyon operasyonunun amacı, bu küçük yatırımcıları belirli bir süre hareketsiz tutmak için yapılan (elbette KKTVMH birlikte) bir operasyondur. Seçime gidilirken kurları bastırmak için elde yeterli döviz rezervi olmayınca, rejimin bulduğu çare şimdilik budur.

***

Elbette fiyat istikrarını sağlamak için rejimin uygulamış olduğu bu politikalar, az çok demokratik olan bir ülkede mümkün değildir. Bu politikalar hukuksuz ve suç olup, bu uygulayanların büyük cezalarla karşılaşacağı bir durumu gerektirir. Ama Türkiye’de kuvvetler ayrılığı tamamen yok olduğu için bu tür uygulamalar olabilmektedir.

Kısacası Erdoğan tamamen sıkıştığı muhafazakâr tabanı elde tutabilmek için, bütün ekonomiyi tersine çevirmiş ve diğer bütün ekonomik unsurları bu ters çevrilmiş duruma uysunlar diye devlet olanaklarını sonuna kadar kullanmaktadır. Ama felaketin büyüğü daha yaşanmadı. Nasıl ülke ekonomisi dibe vurduğu zaman ülke pandemi felaketine yakalandıysa, aynı şekilde şimdiki ekonomik önlemlerin yıkıcı sonuçları seçimlerden sonra ortaya çıktığı zaman, ülke emperyalist dünya savaşı felaketiyle karşı karşıya kalabilir. Bir emperyalist dünya savaşının yaklaşmakta olduğunu bütün aklı başında analizciler belirtmektedirler.

İşte asıl o zaman bugün ekonomide yapılan yanlışların büyük bedeli ödenecektir. Çünkü ülke gerekli olan üç kuruş için evlatlarını emperyalist çıkarlar için bir cepheden ötekine sürecek ve ülke baştan sona harabeye dönecektir!