Erdoğan ve “Merkez Sağ”

Erdoğan’ı zor bir tercih bekliyor, yani İyi Parti’ye karşı “sopa” taktiği tercihi. Dolaylı yollardan yaptığı bütün tehditlere rağmen Akşener’in kendisi ile işbirliğinden uzak durması, Erdoğan’ı “genel bir kaos” politikası içerisine yerleştirilen bir “sopa” taktiğine sürükleyecektir

Erdoğan ve “Merkez Sağ”

Kemal Erdem

Erdoğan ve partisi AKP’nin politik olarak güçlenmesinin altında, Merkez Sağ denilen ve özellikle ANAP ve DYP’nin oluşturmuş olduğu politik yapıların yutulması yatar. 28 Şubat 1997’deki üstü örtülü darbeden sonra, Erdoğan ve Gülen Cemaati ittifakı, bir yandan Refah Partisi’nin ele geçirilmesi sürecini başlatırken, öte yandan da Merkez Sağ’ın zayıflatılması ve gözden düşürülmesi sürecini koordineli bir şekilde örgütlemeye çalıştılar.

Erdoğan Refah Partisi’ni ve onun temelini oluşturan Milli Görüş Hareketi’ni Yenilikçiler ve Gelenekçiler olarak bölerken, Gülen Cemaati de Emniyet istihbaratı içindeki gücünü kullanarak, ANAP ve DYP’ye karşı psikolojik operasyonlar çekerek ya da onların bazı yanlış bağlantı ve ilişkilerini istihbarat aracılığıyla ele geçirerek ve medyaya servis ederek teşhir kampanyaları örgütlüyordu. Örneğin Mesut Yılmaz’ın adının karıştığı Türkbank skandalı, medyaya düşen ses kayıtlarıyla patlak vermişti ama kimse bu kayıtları kimin sızdırdığı üzerinde pek durmamıştı. Bugün geriye baktığımız zaman bu ses kayıtlarının Gülen Cemaati tarafından yapılmış ve medyaya servis edilmiş olması büyük bir ihtimaldir. Bu skandalın patlak vermesinden sonra, ANAP bir daha da belini doğrultamamıştır.

AKP-Gülen Cemaati ittifakı, iktidara yürürken Merkez Sağ’ı yıpratır ve bu odağın kitlesini kendi politik hareketlerinin kanatları altına alırken, bu odağın eski sahiplerinin ise bir daha da toparlanmalarına izin vermeyen ve bunun için de devlet imkanlarını sonuna kadar kullanan bir politika izlemişlerdir. Kasım 2002 seçimlerinde AKP’nin zaferinin altında, bu Merkez Sağ’ın bilinçli politikalarla darbelenmesi yatmaktadır. Merkez Sağ bir yandan AKP-Gülen Cemaati ittifakı tarafından darbelenirken, öte yandan da Erdoğan, Milli Görüş Hareketi’ni ele geçirerek bu hareketin üzerine liberal bir politik örtü geçirmiş ve bu Merkez Sağ kitlesine yaklaşıp ona çengel atarak başka bir yere gitmesinin önüne geçmiştir. Kasım 2002 zaferinde Milli Görüş’ün geleneksel oylarının üzerine konulan yüzde yirmilik oy fazlası, işte bu Merkez Sağ’dan gelen yani eski ANAP ve DYP’nin oylarıydı. O günden bugüne bu oyların AKP’yi terk etmemesi için birçok “siyasal mühendislik” çalışması yapılmıştır.

Merkez Sağ’ı kontrol altında tutmak

AKP-Gülen Cemaati ittifakı, daha hükümete gelmeden önce çok iyi hazırlamış oldukları bir siyasal stratejiye sahiptiler ve bu stratejiye uygun olarak da atacakları taktik adımları önceden çok iyi tespit edip ve hazırlamışlardı. Hükümetin ele geçirilmesinin nasıl iktidarın tamamen ele geçirilmesine bağlanacağı, daha 1990’lı yıllarda çözüme bağlanmış bir sorundu. Ordunun bastırılarak iktidarın tam ele geçirilmesine yarayan Ergenekon Komplosu, daha 1990’lı yıllarda hazırlanmıştı ve bu komplo aynı zamanda Merkez Sağ’ın eski partilerinin de sürekli bastırılmaları ve dağınık tutulmaları için de kullanılıyordu.

AKP’nin dışında başka bir partinin bu Merkez Sağ denilen alana güçlü bir şekilde girmesine izin verilmiyordu ve bu noktada birçok taktik devreye sokulmuştu. Ama özellikle Ergenekon ile ilişkilendirme ve tasfiye etme temel taktikti. Bir diğeri de 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerle ilişkilendirme şantajıydı ki özellikle Mehmet Ağar için uygulanmıştır. Demokrat Parti’nin başkanı olduğu zaman Süleyman Soylu iki şüpheli kaza geçirmiş ve bu kazaları kendisinin öldürülmek istenmesine yormuştur. Bu kazalardan sonra çok korkan Süleyman Soylu, özellikle Erdoğan’ı karşısına almaktan vazgeçmiş ve Hüsamettin Cindoruk tarafından partiden kovulduktan sonra, AKP’ye geçene kadar siyaset yapmamış ve de siyaset yapmasının tek yolunun AKP’ye geçmek olduğunu anlamıştır. Erdoğan Merkez Sağ’ın önemli kadrolarını AKP’ye davet ederek ve onları kontrol altında tutarak bu politik odağın kendi partisinin dışında güçlenmesine izin vermemiştir ve vermemektedir. Çünkü iktidarda kalması bu politik odağın sıkıca korunmasında yatmaktadır. Bu politik odakta ortaya çıkacak güçlü bir parti, onun seçmen tabanını eriteceği ve onun tek başına hükümet olma olanağını yok edeceği için, bu politik odak AKP tarafından sıkıca korunmakta ve bütün devlet imkanları da bunun için seferber edilmektedir.

İyi Parti problemi

İşte AKP’nin hükümete gelmesinden beri ilk defa bu Merkez Sağ’a bir parti AKP dışında güçlü bir şekilde girmeye başlamıştır. Bu parti Meral Akşener’in liderliğini yaptığı İyi Parti’dir. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin desteği ve cesaretlendirmesiyle Merkez Sağ’a girmeye çalışan Meral Akşener ve İyi Parti, Erdoğan ve AKP tarafından büyük bir politik sorun ve problem olarak görülmektedir. Yaklaşık olarak yirmi yıldan beri bu alanı sürekli koruyan ve başka bir partinin girmemesi için çaba sarfeden Erdoğan, bu alana girmek için her yolu deneyen Meral Akşener ve İyi Parti’nin büyük bir baskısıyla karşı karşıyadır.

Erdoğan, Meral Akşener ve İyi Parti problemini, “havuç ve sopa” taktiğiyle çözmeye çalışmaktadır. Önce Meral Akşener’e havuç uzatmış ve bu temelde onu Cumhur İttifakı’na davet etmiştir. Meral Akşener bu havuçu şimdilik kabul etmeyerek Millet İttifakı’nda kalma yolunu seçmiştir. Yine İyi Parti üzerinden Millet İttifakı’nı bölmek için birçok psikolojik operasyon çekmiştir: Garê operasyonu, HDP operasyonları, milletvekili fezlekeleri vs. gibi. Özellikle İyi Parti’nin MHP’ye yakın olan aşırı milliyetçi kanadı üzerinden, Millet İttifakı içerisinde bir politik bölünme yaratmak istemektedir. Bütün sorun psikolojik operasyonlar ile bunu başaramayan Erdoğan’ın giderek Merkez Sağ alan içinde büyüyen Meral Akşener ve İyi Parti’ye karşı nasıl bir tutum alacağıdır. Çünkü bu alana İyi Parti’nin girişine izin verdiği zaman seçimlerde büyük bir politik darbe yiyeceği kesindir. Bir yandan AKP’nin düşen oyları, MHP’nin şantajı, İyi Parti’nin Merkez Sağ’ı zorlaması ve buraya güçlü bir şekilde kapak atması, HDP’nin istikrarlı bir şekilde yüzde onun üzerine kendisini çivilemiş olması, CHP’nin eskiye oranla daha saldırgan bir siyaset izlemesi, AKP’nin bir tür kuşatılmışlık altında kalmasına yol açmıştır. Ama özellikle İyi Parti’nin sürekli büyüyen ve Merkez Sağ alana ilerleyen durumu bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. İstanbul ve Ankara belediyelerinin kaybedilmesinin altında yatan temel nedenlerden bir tanesi de İyi Parti’nin ortaya çıkmasıdır. Eğer Erdoğan İyi Parti sorununu çözmeden genel seçimlere giderse, Ankara ve İstanbul belediye seçimlerindeki bozgunun bir benzerini ülke genelinde alacağını çok iyi biliyor.

Erdoğan’ı zor bir tercih bekliyor, yani İyi Parti’ye karşı “sopa” taktiği tercihi. Dolaylı yollardan yaptığı bütün tehditlere rağmen Akşener’in kendisi ile işbirliğinden uzak durması, Erdoğan’ı “genel bir kaos” politikası içerisine yerleştirilen bir “sopa” taktiğine sürükleyecektir. Genel kaos politikasıyla gelecek seçimlerin Erdoğan tarafından meşru olmayan yollar ile kazanılması, onun hem iç politikada hem de dış politikada daha fazla “diktatör” şeklinde algılanmasına yol açacak ve rejimini giderek daha fazla “açık diktatörlük” biçiminde örmesine neden olacaktır.

Rejimin toplumda rıza üretemeden açık diktatörlük biçiminde yoluna devam etmesi, onun tarihsel ömrü üzerinde kısaltıcı bir etkiye yol açacaktır. Ama bu durum elbette onun iktidarının kendiliğinden son bulacağı anlamına gelmez.